main

KEŞFET

Frazey Ford

25 Nisan 2018 — yazar Gözde Solak

Frazey-New-Press-Shot-2-1100x1020-1-1-960x639.jpg

Gündemimiz çok hızlı bir şekilde değişiyor. Bir gün ünlü müzik festivallerinin detaylarını konuşurken bir diğer gün “Ne olacak halimiz” diye dertlenebiliyor ve tamamen kontrolümüz dışında gelişen her şeyi kendimize dert ediyoruz. Bu aralar “Ne gerek var?” diye sorgularken buluyorum kendimi. Bir daha bu anı yakalayamayacağım, elimden hiçbir şey gelmiyorsa ne gerek var düşünüp durmaya? 1 saniye de olsa yaşamı kaçırmaya, boşa harcamaya değmez. Bir küçük gülümseme, her şeye uzaktan tavırlı bir bakış ve sonra yola devam etme… İşte her şey bu kadar basit çoğu zaman.

Bu hızlı değişimi müzik konusunda da yaşıyoruz elbette. Her gün keşfediyor, seviyor, dinliyor ve tüketiyoruz. Benim için uzun zamandır tükenmeyen bir ses var. “Kadife ses”in tanımı adeta, o kadar naif, o kadar derine işleyen bir ses. Kesinlikle huzurlu ve binlerce hisle dolu bir ses. Frazey Ford’u hala hiç dinlememiş olan varsa diye yazıyorum bu yazıyı. Çünkü aslında oldukça sağlam bir hayran kitlesi elde etmiş durumda. Sesiyle birçok insanı peşinden sürükleyebilecek kadar etkili bir isim.

Kanadalı şarkıcı ve söz yazarı Frazey, aynı zamanda The Be Good Tanyas adlı grubun da kurucu üyelerinden biri. Soul müziği dibine kadar işleyen sesiyle 2010 yılında ilk solo albümü olan Obadiah‘ı çıkardı.  İkinci albümü için ise 4 yıl bekledi ve 2014 yılında Indian Ocean ile buluşturdu bizi. Bir dört sene daha beklemek zorunda kalacak mıyız diye düşünürken 2017’de When We Get By adlı single az da olsa özlemimizi giderdi. Birçok insan onu, Obadiah’daki One More Cup Of Coffee coverıyla tanıdı, sevdi.

Sesiyle hikayeler anlatan bir kadın Frazey Ford. Aşkı besleyen, zorlu gerçeklerle yüzleştiren, cesur hissettiren ve tutkularla yüzleştiren mükemmel hikayeler. Sesi, hayatınızın fon müziği olmaya, her ihtiyaç duyduğunuzda içinizde mırıldanmaya aday. Tek yapmanız gereken hayatın hızla değişimine yetişmeye çalışırken onun sesini güvenli bir yerlerde saklayabilmek. Çünkü bir gün mutlaka bu naif ve güven veren sese ihtiyacınız olacak…

En çok sevilen şarkılarından September Fields ve tanınmasında büyük rol oynayan One More Cup Of Coffee cover’ını aşağıya bırakıyor ve sizi onun mükemmel naifliğine davet ediyorum…

Twitter: @frazeyford

KEŞFET

LAPCAT

4 Nisan 2018 — yazar Gözde Solak

lapcatt-1-960x509.jpg

Hayat çoğu zaman tüm karmaşıklığıyla üzerimize gelir ve elimizde her şeyi durdurabilecek sihirli bir değnek yoktur. Kendi sihrimizi kendimiz yaratmak zorunda kalırız. Bu sihirli anlarda karmaşıklığın içinden sıyrılıp herkese ve her şeye dışarıdan bakarız. Sanki kendi hayatımızı başka birinin gözünden izliyormuş gibi hissederiz ve derin bir sessizlik çöker içimize. Ne bağırmak gelir içimizden ne ağlamak ne de herhangi bir tepki vermek. Öylece bakarız ve sorgularız, ta ki bizi hayata döndürecek bir ışık bulana kadar.

Çoğu zaman o ışık çok geç olmadan çıkar karşımıza. Belki bir filmde, belki sokakta yürürken, belki de rastgele çalan müzik listemizde. Benim karşıma Lapcat çıktı. Hem dünyanın tüm hızıyla döndüğünü hem de içimdeki mükemmel boşluğu ve durgunluğu en uç noktalarda hissettirdi bana. Vokalin dinlendirici sesi, şarkı boyunca sizi bir an olsun elinden bırakmayan iniş çıkışlar…

Lapcat, Kuzey Avrupa’nın soğuk havasıyla, Amerika’nın eğlenceli tınılarını güzel bir kombinasyonla sunuyor bize. Cate, Jonas ve Jean-Jaques’ın oluşturduğu mükemmel üçlü; elektronik vuruşlar, hip-hop ritimleri ve enstrümanların zenginliğiyle harikalar yaratıyor.

Grup ilk albümü olan “Trickster Trickster” ı 2012’de yayınlasa da beni, 2016’da çıkan “She’s Bad” albümündeki Lavender ile baştan çıkarıyor. Chicago ve Baus şarkıları beni onlara tam anlamıyla bağlayan şarkılar. Capricorn’da ise bambaşka bir keşfe çıktım diyebilirim. Onları anlatmak değil, doğru anı yakalayıp dinlemek ve hissetmek gerekiyor. Eğer hayatınızın yeterince dışında kalabildiyseniz size bu yolculukta hipnotize edici ritimler sunacağına eminim. Şimdi gözümüzü kapatalım ve Lapcat eşliğinde kısa bir yolculuğa çıkalım, nereye gideceğimizi düşünmeden…

Twıtter: @lapcatmusic

KEŞFET

JULIA BIEL

28 Şubat 2018 — yazar Gözde Solak

juliaa-960x788.jpg

İnişler ve çıkışlar, dalgalı ve durgun sular, gel-gitler, nefret ve aşk, boşluk ve boğulurcasına doluluk, sessizlik ve sağır edici sesler, ağladığımız her an; bazen mutluluktan bazen üzüntüden… Hepsinin aslında aynı şeyi ifade ettiğini biliyor muydunuz? Hepsinin sadece tek bir cevabı var; hayat.

Çoğu zaman bunun farkında olamadan uçlarda yaşadığımız tüm duygularımız; her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu ve her şeyin bir gün saçma bir şekilde anlamını yitireceğini düşündükçe sönüp gidiyor. Geriye sadece anlamlı ve kendiliğinden oluşan bir tebessüm kalıyor. Bir de tam o an kulağımıza çalınan müzik. Belki sokaktan çalınan bir ses belki de yeni keşfettiğimiz harika bir tını…

Şu sıralar benim kulağımda Julia Biel’in sesi var. Tüm naifliğiyle eşlik ediyor duygu karmaşama. Kendimi soğumaya yüz tutmuş bir denizin ortasında, güneş yakıcılığını kaybetmişken, durgunluğu bozarak yüzerken buluyorum. Rahatlıyorum.

Julia Biel’in müziğini tanımlamak ise benim için oldukça zor. Çok farklı türlerde dolaşıp muhteşem bir ahenk yakalıyor. Müziğinde yer yer 1900’lerin başında alevlenen caz tınıları, yer yer ise elektronik çıkışları duyabilirsiniz. Caz, hep baş köşede oturup tüm seslere yön verse de asla bir kalıba sokamayacağınız kadar özgür bir tarzı var.

Bu sınır tanımayan ses 2000-2005 yılları arasında bir grupta ve farklı projelerde yer alsa da sonunda 2005 yılında kendi müzik birikimiyle çıkış albümü olan Not Alone’u yayınladı. 2006 yılında BBC Caz Ödülleri’nde yer alan Rising Star (Yükselen Yıldız) kategorisinde aday oldu. İkinci albümü için ise sevenlerini çok uzun bir süre bekletti ve Nobody Loves You Like I Do adlı EP’nin hemen ardından 2015 yılında Love Letters and Other Missiles’ı yayınladı. Araya prodüktörlerle birlikte yaptığı 2 şarkıyı sıkıştırarak  2018’de kendi adını taşıyan “Julia Biel” adlı albümü yayınladı ve gönlümüzde taht kurdu.

Öğrendiği her şeyi kendi kendini eğiterek öğrenen, şarkı sözü yazarlığının dışında iyi bir gitarist ve piyanist olan Julia’nın sesini içinizde, derinlerde bir yerlerde hissedeceğinize eminim. Beni kesinlikle Wasting Breath şarkısıyla etkiledi. Ama kesinlikle beni şaşırttığı şarkı; Stimming, Ben Watt ve Julia’nın ortak işi olan Bright Star oldu. Dinlediğinizde siz de çok ayrı denizlerde yüzen iki mükemmel şarkı olduğunu göreceksiniz. Tebessümle dinlemeniz dileği ile…

Twıtter: @juliabiel

KEŞFET

ELLA GRACE

16 Şubat 2018 — yazar Gözde Solak

ella-960x710.jpeg

Hayatın akışı her geçen gün biraz daha hızlanıyor. Bırakın yetişmeyi, kaçırdığımız şeylerin sayısı giderek artıyor. Çünkü hayat hızlandıkça yoruluyoruz ve beynimizin içinde dönüp duran yepyeni fikirlere, keşfedilmeyi bekleyen yerlere, ufkumuzu açacak bilgilere daha az vakit ayırır oluyoruz. İşin ilginç yanı ise aslında hiçbir şey yapmasak da bu hız bize işe yarar bir şeyler yaptığımızı düşündürtüyor. O hep hayalini kurduğumuz şeyleri yavaşça kenara itip önümüzdeki yolun hızla akışına kapılıyoruz.

Aslında o kafamızda planladığımız, kurduğumuz her fikri hayata geçirme, insanlara gösterme fırsatımız varken çoğumuz yapamıyoruz. Neyse ki yapabilen birileri var. Ella Grace, henüz yirmili yaşlarında olmasına rağmen sürdürülebilir yaşam, feminizm ve zihinsel sağlık konularına önem veren birçok insanı online bir platformda toplamış durumda.

Üstelik genç yaşına rağmen Ont Sofa Records ile anlaştı ve bu sayede onun güzel sesine birçok platformdan ulaşabiliyoruz. Sanatçı 2017 yılında tam 3 single çıkararak adeta hızlı bir giriş yaptı müziğe. Hepsi birbirinden güzel bu şarkıların ortak noktası ise Ella’nın sesindeki huzur verici tını.

İngiltere’de yaşayan Ella, şarkılarını yazmak için özel bir süreçten geçmediğini söylüyor. Zaten müzikle ilgili ciddi bir eğitim de almamış bu güne kadar. Müzik yapmanın onun için oldukça ilkel ve doğal bir süreç olduğunu söylüyor. Yani şarkıları; yemek yaparken, arkadaşlarıyla eğlenirken ya da bir yolculuk sırasında tamamen rastgele ortaya çıkıyor. O melodileri hissettiği an telefonunu ya da defterini açıyor ve kayıt altına alıyor.  Son single’ı “Here We Are Again” i ailesinin teknesinde tam 15 dakikada yazmış.

Ella Grace’in indie-folk türündeki müziğine olan tutkusu dışında dünyada olup bitenleri duyurmakla ilgili de bir uğraşı var. Dünya üzerindeki tüm adaletsizliklere karşı duruyor, eşitsizlikler bitsin ve dünya üzerindeki doğal yaşama ellerimizle yaptığımız katliam son bulsun istiyor. Tüm bu istekleri için de cesurca savaşıyor.

Bu isyan şarkılarına da yansıyor elbette. “Here We Are Again”  ve “She” şarkılarıyla kalbimize dokunmayı başarıyor. en önemlisi müziğini yaparken hayatı kaçırmıyor. Hayatın hızını umursamadan kendi yolunda ilerliyor. Umarım Ella Grace hepimize ilham olur. Keyifli dinlemeler…

Instagram: @ellagracedenton

KEŞFET

PAPOOZ

19 Aralık 2016 — yazar Gözde Solak

papooz-960x641.jpeg

Yılın son günlerindeyiz ve herkesin düşündüğü tek bir şey var; Bu sene her şey güzel olsun. Evet çok ütopik, evet her sene aynı dilek. Ama bu sene ülkemizde yaşayan çoğu insanın bunu çok içten dileğeceğine eminim. Ne de olsa ortak acıları paylaşıyoruz. Bu acılar hayatımızın her anını etkiliyor, değişiyoruz. Bazılarımız biraz daha kabuğuna çekiliyor. Müziğe sığınıyoruz, sığınmak zorundayız. Ruhumuza iyi gelen ve bir karşılık beklemeyen güzel müziklerle iyileşmek zorundayız.

Bugün size uzun zamandır dinleme listemde olan bir gruptan bahsedeceğim; Papooz. İlk dinlediğim şarkılarında yakaladığım hafif dans etme isteği ile beni etkileyen Fransız ikili. Şarkıları dinlerken vokali kadın zannedebilirsiniz ama değil. İnce ve etkileyici bu sese eşlik eden enstrümanlarla ortaya çok farklı bir tür çıktığını söyleyebiliriz. Şu ana kadar 2 albüm ve 1 EP çıkarmışlar ve 2014 yılından beri müzik yapıyorlar. Haklarında çok fazla bilgi edinemesem de önemli olan müziktir diyor ve size önereceğim şarkılara geçiyorum.

İlk önce benim de onları ilk dinlediğim şarkı olan “Ann Wants to Dance” aşağıda yerini alıyor. Bu şarkının klibi 2015 Mayıs ayında Soko tarafından çekilmiş. Tam salınarak dans etmelik şarkı. Daha sonra daha sakin ve etkileyici bir şarkı olan “Ulysses and The Sea” gelsin. Keyifli dinlemeler…

KEŞFET

ABRA

13 Şubat 2016 — yazar Gözde Solak

abraa-1-960x591.jpg

Her şeyin alternatifi var da pop müziğin yok mu? İlla herkesin diline dolanmış şarkıları mı dinlemeliyiz yani? Tabii ki hayır, çözümü ise alternatif pop müzik yapan şahane müzisyenler. O sevdiğimiz ve bazen gerçekten dinlemeye ihtiyaç duyduğumuz pop müziği sıradanlıktan kurtarabilen kahramanlar az da olsa mevcut. Bugün size onlardan birini anlatacağım elimden geldiğince. Karşınızda R&B ve elektronik müzikle alternatif popu harmanlayan Abra…

Nefis şarkıları ve güzelliğiyle sizi etkileyeceğine eminim. Beni en çok heyecanlandıran ise müziği oldu. Dinlerken kendinizi kaptırabileceğiniz türden güzel ritimlere sahip, gerçekten kaliteli şarkılar. Abra  müziğini hissederek yaptığını gösterebilenlerden. Klipleri izlerken adeta şarkının içine girdiğini hissedebilirsiniz. Genelde rahat tavırları şarkının da salaş ve havalı tavrına yansıyor zaten.

Müziğinin son hali alternatif pop ama Abra’nın çocukluğunun kilise müzikleri dinleyerek geçtiğini öğrenince eminim siz de çok şaşıracaksınız. Ayrıca şarkılarında klasik müzikten etkilendiğini söylüyormuş Abra. İşte bunlar gerçekten ilginç. Hiçbir zaman müziğe yetenekli bir insan olamadım. Bu yüzden sanatçıların neler dinlediği, nereden neleri alıp ortaya nasıl bir şey çıkardığı hep ilgimi çekmiştir. Abra’nın etkilendiği şeyler ve ortaya çıkan şarkılar gerçekten etkiledi beni.

Rose adında bir albümü ve BLQ Velvet adında bir EP’si var sanatçının. İlk olarak 2015 Şubat ayında BLQ Velvet çıkıyor ardından yine 2015 Temmuz’da 12 şarkılık Rose geliyor. Benim en sevdiğim şarkılar da Rose albümünde. Mesela Abra ile tanıştığım şarkı olan Fruit. İlk şarkının beni büyülemesiyle ikinci sırada Roses ile büyülenmeye devam ettim. Bu iki şarkı aşağıda sizi bekliyor olacak ama bu diğer şarkıları dinlememeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Bu iki şarkı sadece başlangıç ve diğer şarkılarını da seveceğinize eminim.

Hakkında çok fazla bilgi sahibi olamadığım Abra’yı bana hissettirdikleriyle anlatmaya çalıştım. Umarım becerebilmişimdir. O zaman ben bıkana kadar Abra dinlemeye devam ederken siz de ilk şarkıyı dinleyerek yola koyulun. Devamının geleceğine eminim…

Twıtter: @abra

 

KEŞFET

WOLF LARSEN

11 Aralık 2015 — yazar Gözde Solak

wolf_larsen_pardondalmisim-960x640.jpg

Hayatlarımız ne kadar mükemmel ya da ne kadar sıradan olursa olsun yoruluyoruz. Bazen mükemmelliğinden bazen sıradanlığından. Hatta bazen bizi yoracak bir şeylerin olmaması bile yorabilir bizi. Bu hep böyledir, bu yorgunluk her insanın hayatının bazı dönemlerinde gelir ve gitmesini beklerken bir yerlere sığınmak gerekir. Sakince geçmesini beklemek için sığınılacak en güzel şey müziktir. Tabi ki bu benim fikrim benim yöntemim.

Bugün size anlatacağım güzel kadın ;Wolf Larsen. Yaptığı müzik ise bizim sığınmamız için yapılmış gibi. Rahatlatıcı, düşündürücü ama kesinlikle huzur verici. Daha detaylı tanımlayacak olursam; hani her şeyden sıkılıp herkesten uzak yalnız kalmak istediğiniz anlarda yada işten veya okuldan size yoran bir telaştan çıkıp, yolda yürürken kulaklıklarınızla dinleyip şehrin kalabalığının dışındaymışsınız gibi hissettirebilecek müzikler bunlar. Evet tam olarak böyle.

Peki kimdir bu Wolf Larsen? Kendisi Amerika’nın güneybatısında yaşayan bir besteci ve aynı zamanda yazar. Evet, yazar olması beni de şaşırttı. Hatta bir diğer ilginç bilgiyse, yazarlık kariyerinde 2008 dönemi Barack Obama kampanyasında yer almış olması. Şu sıralar da yeni kitabı üzerinde çalışıyor. Detaylı bilgiye ulaşamasam da çok yakında çıkacağına şüphem yok.

Onunla ilgili edindiğim bir diğer haber ise beni hayal kırıklığına uğrattı ve üzdü açıkçası. Maalesef Lorf Larsen ciddi bir hastalığı nedeniyle canlı showlara ve turnelere çıkamıyormuş. Güzel haber ise ikinci albümü için çalıştığı. Albüm demişken Larsen’ın anladığınız üzere tek bir albümü var ve adı da ‘’ Quiet at the Kitchen Door’’.

Gelgelelim şarkılara. Benim bu güzel kadınla tanışmam ‘‘If I Be Wrong’’ şarkısıyla oldu. Bu şarkının en bayıldığım yeri ise şarkı başladıktan yaklaşık bir dakika sonra başlayan muhteşem müzik şöleni. Gerçekten ünlü bir müzik eserini dinliyormuşum gibi güzel ve ihtişamlı hissettiriyor. Sizi de bu hislerden mahrum bırakmak istemem tabi ki. Bu yüzden aşağı bırakıyorum. Bonus olarak da ‘’Kitchen Door’’ şarkısını aşağıya atıp kaçıyorum.

KEŞFET

TOM KLOSE

3 Aralık 2015 — yazar Gözde Solak

tom_klose_pardondalmisim-960x775.jpg

Bazen diyorum ki; ‘’Ah şu şarkılar da olmasa halimiz ne olurdu?’’ Şarkılar her duyguya, her ruh haline, her duruma, her acıya, her tatlıya ve her yaşanmışlığa eşlik edebilen yegane kurtarıcımız bence. Bazen uzun süre hissetmediğimiz duygularla bağlantılı olarak o duyguları anlatan şarkıları da dinlemeyi unutuyoruz. Ancak o duygu uzun zaman sonra kapımızı çaldığında anlıyoruz onu anlatan şarkıların değerini. En güzeli de duygu ve şarkının bir araya geldiğinde oluşturduğu anlamlılık. Bazı kitapları her okuyuşunuzda farklı yorumlarsınız ya tıpkı onun gibi. Nabza göre şerbet yani.

Çok konuştum evet çünkü şuan tam olarak böyle bir hal içerisindeyim. Az sonra anlatacağım güzel insanlar da duygularıma tercüman olanlar. Bakalım unuttuğum duyguyu çözebilecek misiniz. Ama her şeyden önce sizi duyguların merkezindeki Tom Klose ile tanıştırmalıyım.

Tom Klose, Flensburg’da büyümüş, Hamburg’da yaşamış ve Hamburg zamanlarında punk rock seven bir müzisyen. Hayatının dönüm noktası ise öğrenci değişim programı ile Avustralya’ya gitmesiyle başlıyor. Giderken götüremediği gitarı onun Avustralya’da akustik gitar almasına sebep olmuş. Böylece daha yumuşak soundlu müzikleri sevmeye başlamış. Bu sevginin ilk meyveleri de ‘’From Weeds To Woods’’ adlı albümde hayat bulmuş.

12 yaşından beri günlük yazan Tom Klose şarkılarını da bu hikayelerden yola çıkarak oluştuyor. Sözlerinde metaforları kullanmayı seviyor ve bu hikayelerin hayat bulduğu ilk albümünü de bir kitlesel fonlamadan kazandığı 17.000 Euro sayesinde hayata geçiriyor.

Tom Klose’un bana hissettirdiklerinden bahsedeyim biraz da. Tam olarak şöyle; uzun bir yola çıkıyorsunuz, sonunda ne olacağı belli olmayan güzel umutlarla çıktığınız uzun bir yol. Kafanızı cama dayayıp geride kalanları düşünürken bir yandan da, sizi nelerin beklediğini hayal ediyorsunuz… İşte tam o an çalması gereken şarkı bu.

Şarkıların sakinliğini ve sadeliğini çok sevdim. Bir yandan da şarkıların içinde sizi harekete geçirecek, güzel hissettirecek bir şeyler var. Kısacası dinleyin, umarım size de aynı şeyleri hissettirir. Bazı duyguların adı yoktur ya. Bu şarkı o duyguyu anlatıyor. ‘’How’’ şarkısını dinlemeye başladığınızı varsayarak hepinize iyi yolculuklar diliyorum…

KEŞFET

YANDIĞI KADAR

11 Kasım 2015 — yazar Gözde Solak

yandığı-kadar-960x960.png

Hayatta her şey olması gerektiği gibi değildir. Bunu hepimiz yaşayarak öğreniyoruz zaten. Ama nasıl olur da bu kadar sade ve mükemmel müzik yapan insanları geç keşfederiz? Yandığı Kadar, ilk dinlediğim andan itibaren varlığına zor inandığım bir grup. Sürekli kesin yeni çıkmışlardır ya da bu şarkıları yenidir diyordum. Sanırım güzel şarkıları bulmak için bakmak yetmiyor,aramak lazım,emek lazım. Müzik için değmez mi?

Yandığı Kadar’ı aslında iki haftadır falan dinliyorum. Sürekli arkadaşlarıma dinletiyorum. ”Güzel değil mi? Sadece bana çok iyi gelmiyor yani?” diye soruyorum. Ee herkes aynı şeyi düşününce hemen bir yazı yazmak şart oldu. Tabi öncesinde vizelerle savaştım, kafam rahat bir şekilde yazmak istedim bu yazıyı 🙂

Her şeyden önce bir araştırma yapmam onları daha yakından tanımam gerekiyordu,fakat ne herhangi bir detaya ne de isimlerine ulaşabildim. Sadece şarkılarını paylaştıkları sosyal medya hesapları vardı elimde. Bir tek müzikleriyle var olmaları daha da ilginç ve güzeldi. Sonra ulaştım kendilerine ve birçok şey öğrendim bu güzel grupla ilgili. Tamam çok konuştum,hadi birazda onların hikayesini anlatayım.

Onların hikayesi ‘Yandığı Kadar’ ile başlamamış aslında. İlginç olacak ama müzik hayatlarına 2000 yılında başlamışlar ve 2006 yılına kadar Vocal Cords adında grunge yapan bir grupta yapmışlar müziklerini. O zaman 3 kişilermiş ve 6 yıl boyunca iki demo yayınlamışlar. Aynı zamanda zamanın punk grupları olan Kilink, In Between ve Harc-ı Alem gibi gruplarla konserler vermişler. O zamanlar nasıl şarkılar yaptıklarını merak ederseniz buradan dinleyebilirsiniz.

Daha sonra askerlik, üniversite derken dağılmışlar. 2009 senesinde İzmir’e sadece ikisi dönmüş. Vocal Cords’da birlikte çaldıkları grubun davulcusu ile ayırmışlar yollarını. Geriye kalan iki kişi uzun bir süre müzik yapamamışlar. 2010 yılına gelindiğinde hiç olmadık bir zamanda ”Tek Parça” adlı şarkıyı yapmışlar ve devamı gelmiş.Aradan geçen zaman her şey gibi müziklerini değiştirmiş ve küllerden ‘Yandığı Kadar’ doğmuş. Yapılan şarkılar her hangi bir amaç gütmeden yapıldığı için uzun bir süre hiç bir yerde paylaşmamışlar.

Peki neden ‘Yandığı Kadar’ ? Çünkü amaçları sadece müzik. Müziklerinin şehrin,hayatın hatta Ege’nin müziği olması gerektiğini düşünüyorlar. Onlar için sadelik ve müziği müzik için yapmak önemli. Olduğu kadar diyorlar. Kimseye sevdirme çabaları yok. Bu da olması gereken bence.

Bu güne kadar hiç bir yerde isimleri ve bilgileri geçmemiş ama onlar hakkında çok kısa bilgi verecek olursak; ritim gitarda ve vokalde Alp, solo gitarda ise Uygar. İzmirli grubumuzun henüz albümü yok ve malesef bana albümün yakınlarda olduğunu belli eden bir şey de söylemediler. Güzel haber ise yeni bir kaç şarkıları olduğu ve  yakın zamanda sosyal medya hesapları üzerinden paylaşacak olmaları.

Veee geldik en sevdiğim bölüme… Elimden gelse buraya tüm şarkılarını eklerdim fakat hayat seçimler yapmaya zorluyor beni 🙂 ”Koyver Gitsin” ve ”Bana Gelmez” i buraya ekliyorum. Ama mutlaka ”Tek Parça”,”Sorma”,”Bilemedim” ve diğer tüm şarkılarını dinleyin. ‘Yandığı Kadar’ dinledikçe daha çok seveceğiniz gruplardan. Umarım siz de beğenirsiniz 🙂

KEŞFET

AMANDA JENSSEN

23 Ekim 2015 — yazar Gözde Solak

amanda_jenssen_pardondalmisim.jpg

Galibiyet her zaman iyi bir şey değildir. Bazen kazanmak için ikinci olmak gerekir,tıpkı Amanda Jenssen gibi. 2007 yılında Idol yarışmasında 2.olan Amanda Jenssen harika sesiyle beni tam anlamıyla büyüledi.

Asıl adı Amanda Katarina Jenssen olan İsveçli güzel müzik kariyerine Oh Hollie Neverdays diye bir grupta vokal olarak başlamış. Ardından Amanda And The Papas diye bir grupta söylemiş. Daha sonra katıldığı Idol yarışmasında hayatı tamamen değişmiş. Yarışmada 2.olduktan hemen sonra albüm anlaşmasını duyuran Amanda Jenssen’ın ilk singleı ”Do You Love Me” adlı şarkı olmuş.

 Sesindeki tınılara tonlamalara hayran olduğum Jenssen’ın müziğini hissederek, yaşayarak yaptığına inanıyorum. 7 Mayıs 2008’de çıkardığı  ”Killing My Darlings” adlı ilk albümü İsveç’te uzun süre müzik listelerinin ilk sıralarında yer almış. Bu başarısının da bahsettiğim ‘hissederek söylemek’ ile alakalı olduğunu düşünüyorum.

Bu mükemmel sesin herkes tarafından sevilmesi uzun sürmemiş, ilk albümünün ardından bir yaz turnesine çıkan Amanda o kadar sevilmiş ki dönüşte bir çok ödül almış. İkinci albümü ” Happyland” 2009 yılında çıkmış ve albümün adını taşıyan ”Happyland” şarkısı Swatch reklamında kullanılmış. Aynı zamanda bir çok şarkısını televizyon dizilerinde görmek de mümkün.

Happyland’ın ardından 2012 yılında gelen Hymns For The Haunted ve son olarak ”Sånger från ön” adlı İsveçce albümü 2015 yılında hayranlarıyla buluşmuş. Böylece başarılarla dolu müzik kariyeri ve muhteşem sesiyle şarkı söylemeyi hiç bırakmamasını dilediğim isimler arasında yerini aldı Amanda Jenssen.

Bir sürü albümler ve şarkı isimleri saydım. Diyeceksiniz ki ”Bu güzel sesi dinlemeye nereden başlamalı?”. Her zamanki gibi cevabım hazır. Ben Amanda Jenssen’ı  ”Happylan” ile tanıdım ama ”Dry My Soul” ile sevdim. O yüzden ikisini de aşağıya bırakıyor ve kararı size bırakıyorum…

KEŞFET

ATLAS

18 Ekim 2015 — yazar Gözde Solak

Atlas.png

Hayatta herkesin yarım kalmış bir şeyleri vardır. Yarım kalmış sözler, aşklar, hayatlar, hırslar, işler… Bazen çok geç olmadan tamamlama şansı buluruz, bu yarım kalmışları. Bazen de korkarız tamamlamaya “çok geç artık” diyerek. Size yarım kalmış müziklerini hiç korkmadan tamamlamaya çalışan 5 cesur adamdan bahsedeceğim. Yıllar sonra küllerinden doğan müzikleriyle; Atlas.

Öncelikle size grup üyelerini tanıtmalıyım. Vokalde Tuna Kiremitçi (evet evet bildiğiniz yazar, şair olan), gitarda Burak Aldinç, bas gitarda Can Yalım, tuşlu çalgılarda Selim Öztunç ve davulda Hasan Köseoğlu. Kırklı yaşlarına, ailelerine, çocuklarına ve işlerine rağmen yıllar sonra müzik için bir araya geldiler. 2013 yılında çıkan ‘Selam Yabancı’ albümleriyle başladı Atlas’ın yolculuğu. Peki Atlas’tan önce neler oldu?

Aslında ilkokuldan beri tanışan ve o zamanlar da müzik yapan bir arkadaş grubu onlar. Tabi müzikleri daha sert, hard rock ve metal seviyorlar. Tuna Kiremitçi’yi hepimiz yazar ve senarist yönleriyle tanısak da o ilk olarak müziğe gönül vermiş. Liseden itibaren Skandal ve Kumdan Kaleler olmak üzere iki grupta yer almış. Ama kendini Atlas’ta bulduğunu söylüyor.

Gelelim benim onlarla tanışma hikayeme. Twitterda gördüğüm “Küçük bir sonbahar şarkısı yaptık.” tweeti beni hemen ‘Bu Kaçıncı Sonbahar’ şarkısına götürdü ve dinlemeye başladığım andan itibaren şarkının etkisinden kurtulamadım. Kimdir bu Atlas nerden çıktı dedim. Klip kaliteli, ses çok iyi, şarkı zaten beni benden aldı. Peki, neredeydiler bugüne kadar. Herkesin bildiği bir şeyi yeni öğreniyormuşum gibi hissettim ve hemen araştırmaya koyuldum. Grubun hikayesini ve vokalinin Tuna Kiremitçi olduğunu öğrenince merakım daha da arttı. Mutlaka yazmalıyım bilmeyen kalmamalı hissiyle işte buradayım.

İlk albümleri Selam Yabancı’yla üzerlerindeki ölü toprağı atıp yeni EP’leri ‘Bir Uyumsuz Bulut’ ile bir sonraki albümlerine hazırlanıyorlar. Her ne kadar onları yeni şarkıları ‘Bu Kaçıncı Sohbahar’ ile tanımış olsam da ‘Selam Yabancı’ albümündeki Aylin Aslım ile düet yaptıkları ‘Canavar’ ve ‘Tabanca’ çoktan favorilerim arasında yerini aldı. Ayrıca coverladıkları ve Müslüm Gürses ile tanıdığımız ‘Affet’ şarkısının sözleri de Tuna Kiremitçi’ye ait.

  Evet çok konuştum ama daha onlarla ilgili anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki. Yıllar sonra müzik tutkusuyla bir araya gelmeleri, bir evin garajında toplanıp ‘hadi müzik yapalım’ demeleri beni en çok etkileyen şey oldu. Tabi ‘Bu Kaçıncı Sonbahar’ şarkısını ilk dinleyişim ve kimin yazdığına dikkat etmeyip direk ‘Küçük bir sonbahar şarkısı yaptık’ cümlesinin büyüsüne kapılmam da beni etkileyen ve Tuna Kiremitçi’nin bu grubun vokali olduğunu çok sonra farketmemdeki en büyük etken. Kısacası ben onları çok sevdim. Etrafımızın sıradan pop şarkılarıyla dolduğu şu günlerde, yüzümüzü güldürecek Atlas’ı siz de sevin. Aşağıya tabi ki ‘Bu Kaçıncı Sonbahar’ı bırakıyorum. Bir de ne kadar genç ruhlu bir grup olduklarını görün diye albüm teaserları da izlemeniz için aşağıda olacak. Hadi dinleyelim. Onların tabiriyle “Parti daha yeni başlıyor!”…

 

KEŞFET

DOROTHY

13 Ekim 2015 — yazar Gözde Solak

dorothy-band-photo-960x640.jpg

Üç erkek ve bir kadın müzik için bir araya gelirse neler olur? ‘’ sorusuna cevap olarak doğmuş muhteşem bir grup; Dorothy. İsmini grubun vokali ve bence olmazsa olmazı olan Dorothy Martin’den almış. Her grupta vokal çok önemlidir ama Dorothy’de bu bir tık daha fazla. Dorothy Martin, grubu hem ses hem görüntü anlamında fazlasıyla yukarılara taşıyor bence. İzlerken böyle bir görüntüden nasıl böyle bir ses çıkar diye düşündürmedi değil. Çünkü Dorothy Martin tam anlamıyla Victoria’s Secret defilesinden fırlamış gibi. Bir melek nasıl bu kadar agresif ve canlı şarkılar söyleyebilir ki?

Dorothy 2014 yılında Los Angeles’ta kurulmuş çok taze bir grup. 2013’te Dorothy Martin, Mark Jackson ve onun prodüksiyon ortağı Lan Scott ile tanışır ve bir grup kurmayı planlarlar. Daha sonrasında bass için Gregg Cash ve davul için Zac Morris gruba davet edilir. Grubun adını taşıyan 3 şarkılık bir EP’leri var. Hatta Wicked Ones adlı şarkı Levi’s reklamında kullanılmış. Grubun adını duyuran tek şey bu değil elbette. Grup, Rolling Stone’un yayınladığı ‘2014 Kasım Ayının Bilinmesi Gereken 10  Müzik Grubu’ listesinde yer almış ve 2014 yılının en iyi 50 yeni sanatçı/grup listesinde 14.sırada yer bulmuş.

Beni gruba çeken en önemli etken ise kesinlikle Dorothy’nin güçlü sesi ve şarkıların sert ama canlı ritimleri. Her şarkıları başlar başlamaz enerjinizi yerinize getirip duygularınızı canlandırabilecek güçte. Harekete geçiren enerji dolu şarkılar kesinlikle onların tarzı.

Tavsiye kısmına gelecek olursak grubun EP’lerindeki 3 şarkı (After Midnight, Wild Fire, Wicked Ones) dışında iki şarkıları daha bulunuyor. Bunlar Raise Hell ve Gun In My Hand. Bence Wicked Ones ile başlayın Dorothy serüveninize. After Midnight ve Gun In My Hand ile devam ederseniz tadından yenmez. Afiyet olsun efenim.

 

KEŞFET

MISS LI

13 Eylül 2015 — yazar Gözde Solak

miss-li-960x879.jpg

Uzun zamandır yazı yazmamış olmanın verdiği cesaretle bu yazıma kafanızı şişirerek başlamak istiyorum. Hayatta iyi şeyler olduğu gibi kötü şeylerin de olduğunu hatırlatan rüzgarların yüzümüze tokat gibi çarptığı şu günlerde istediğim tek şey zamanın çabuk geçmesi. Belli ki mutluluk yolunda biraz zorlanmak gerek. İşte o zor zamanlar geçsin bitsin, herkes mutlu olduğu hayata dönsün istiyorum. Evet fazlaca hayalperestim ama müzik dinlerken her şey mümkünmüş gibi gelmiyor mu size de?

Şimdi size bana bunları yazdıran beni hayalperest yapan kadını anlatacağım; Miss Li. Belki çoğunuz tanıyorsunuz onu, bazı şarkıları kulağınıza çalındı bir yerden. Benim onu anlatma amacım, bilmeyen kimse kalmasın diye.

Asıl adı Linda Carlsson olan Miss Li 2006 yılının sıradan bir gecesinde uyku tutmuyor diye hayal kurmaya başlar. Bir piyano almayı ve şarkı yazmaya başlamayı düşünmektedir. Fakat küçük bir sorun vardır, Linda piyano çalmayı bilmiyordur. Sonra hiçbir olumsuzluğun onu durdurmaması için kendi kendine söz verir ve  sabah olduğunda hemen bir piyano alır. Evinde Miss Li adıyla şarkılar yazmaya başlar. Biz hayal kurmayı mı bilmiyoruz acaba kadın bir sonraki gün kavuşmuş hayaline.

Birkaç ay sonra Linda, Naitonal isimli kayıt şirketiyle bağlantıya geçer ve 2006 yılında ilk albümü “Late Night Heartbroken Blues”u yayınlar. Hızını alamayan ve ilk albümün ilhamına kapılan Linda, aynı yıl iki albüm daha yayınlar (God Put a Rainbow in the Sky ve Songs of a Rag Roll). Ayrıca Sonny Boy Gustafsson adındaki mükemmel prodüktörünü de bulan Linda, kendine has tarzıyla büyük bir konser turuna çıkar. Ayrıca Lars Winnerback ile düet yapan sarkıcı bu şarkıyla İsveç müzik listelerinin en üst sıralarında kalmayı başarır.

Hani size belki tanıyorsunuzdur, şarkılarını duymuşsunuzdur demiştim ya, onun sebebini de hemen açıklayayım. Miss Li’nin birçok şarkısı dizi, film ve reklamlarda kullanılmıştır. Grey’s Anatomy, Desperate Housewifes ve Weeds gibi dizilerin yanı sıra Bourgeois Shangri-La şarkısı Apple Ipod Nano’nun dünya çapındaki reklamında kullanılmış ve aynı yıl Japonya’da iTunes oylarıyla yılın pop şarkısı seçilmiştir. Volvo’nun bir reklamında görülen Oh Boy şarkısı ise bu reklamla dünya çapında popüler olmuştur. ‘Oh Boy’ şarkısı da en sevdiklerimdendir.

Ama beni Miss Li’ye bağlayan asıl şarkısı ne reklam müzikleri ne dizilerde kullanılan ne de en çok dinlenilen şarkısı. Nedendir bilinmez ben “Forever Drunk” şarkısına tav oldum. Tabi ki size de ilk tavsiyem o olacak. Ayrıca en çok dinlenilen My Heart Goes Boom, Is This the End, Stupid Girl, True Love Stalker ve diğer tüm şarkıları tavsiyemdir. Önceliklilerimi aşağıya bırakıyorum. Sizi de hayalperest yapsın, hadi dinleyelim!

Twıtter : @MissLiOfficial

KEŞFET

FJOKRA

20 Ağustos 2015 — yazar Gözde Solak

fjokra-960x756.jpg

Toplanın toplanın. Yine beni çok heyecanlandıran birkaç şarkının ardından yazımı yazmaya başlamış bulunmaktayım. Az sonra anlatacaklarım eğlenmeyi seven ve farklı tarzlara açık olan müzikseverlere gelsin. Dublin’de başlayıp Manchester’a  uzanan ve Londra’ da devam eden bir hikaye. Kahramanı ise Fjokra.

Müzikleri ise birçok elektronik müzik türünün harmanlanmış hali olarak tanımlansa da beni her şarkılarında farklı türlerde hissetmeye zorluyorlar. Bazı yerlerde oldukça hızlanıp sonra yavaşlayan müzikleri ve geçişlerin uyumu şarkıların ne kadar iyi olduğunun göstergesi zaten.

Onları bir kalıba sığdırmak çok zor. Müziklerini tanımlamak gibi bir gaflete düşmeyeceğim. Onlar kesinlikle ‘beklenmedik müzik’ yapıyorlar. Bazı şarkılarında kendinizi aksiyon filminin en heyecanlı sahnesindeymiş gibi, bazı şarkılarında ise bir müzikalde hissedebilirsiniz. Hatta bazı şarkıların bazı bölümlerinde metal türünün sertliğini duyabilirsiniz.

Thoughtsteps” adındaki EP’leri 2014 yılında çıkmış. Benim içlerinden en sevdiklerim ise “Get Amongst It”, “Infinite Loops” ve “Old Time Nook”. Bu üçünü mutlaka ama mutlaka dinledikten sonra diğer tüm şarkılarına kulak vermeyi unutmayın. Her şarkısında farklılaşmayı başaran Fjokya’nın sizi hangi şarkıda etkileyeceğini hiç birimiz bilemeyiz…

Twıtter : @Fjokra

KEŞFET

KOMiK GÜNLER

8 Ağustos 2015 — yazar Gözde Solak

komik-960x650.jpg

Beklenen an geldi. Uzun zamandır Türk sanatçılara yer verememiştik ama dönüşümüz muhteşem oldu bence. Neden mi? Biliyorsunuz amacımız kenarda köşede kalmış sanatçılar ve müzikleri. Bu defa hem tanınmamış hem de Türkiye’de neredeyse yok denecek kadar az olan reggae müzik yapan birilerini buldum. Hadi onları tanıyalım ve çok sevelim. Çünkü onlar en kötü şeyler karşısında bile tebessüm edebilmek için müzik yapıyorlar.

Komik Günler grubu 2007 ‘ de tam olarak kuruldu ama grup üyeleri öncesinde de çok sıkı arkadaşlarmış. ‘Hadi müzik yapalım’ diyerek çıkmışlar yola. Hiç bir zorlama ve çıkar olmadan. Başlarda bar ve sokak müzisyenliği yapmışlar. Ankara’da başlayan yolculuklarına Roxy Müzik Günleri için geldikleri İstanbul’da devam etmeye karar veren müzisyenler yaptıkları müziğin gerçek reggae olduğunu da düşünmüyorlar. Aslında Türkçe reggaenin de var olmadığını söylüyorlar. Bu konuda da haksız sayılmazlar. Tam da bu sebepten böyle gruplara değer vermeli,destek olmalıyız. 

Grubun 2014 Kasım’da çıkmış “Kurtların Arasında” adlı tek bir albümü var. Bu albümde birbirinden nefis 8 şarkı yer alıyor. Tüm besteler kendilerine ait. Severek , hissederek yapıyorlar bu işi. İsimlerinin neden ‘Komik Günler’ olduğundan bahsedelim birazda. Aslında amaçları ironi yapmak. “Çok acı günler yaşıyoruz ama biz bunu komik olarak adlandırabiliyoruz. Bu acıya bir direniş. Güldüğümüz günler aslında acıya karşı ayakta durabildiğimiz için.” diyorlar. Müziklerini yaşadıkları acılar karşısında gülebilmek için yapıyorlar. 

Şuan tam gaz yaz konserlerine devam eden grup vakit buldukça İstiklal Caddesi’nde ve Kadıköy’de sokakta çalmaya devam ediyorlar. Sokakta çalmanın en güzel yanının insanların sizden bir beklentisi olmaması, yoldan geçerken beğenirlerse kulak verip dinledikleri için güzel olduğunu düşünüyorlar. Eğer bir gün yoldan geçerken rastlarsanız durup onlara kulak vermeyi unutmayın sakın.

Albümdeki tüm şarkılara bayıldım. Aynı zamanda harika grubumuzun coverları da meşhur. Mr. Booby ve Ahmet Kaya’nın ‘ Kendine İyi Bak’ en dinlenesi olanlar.Albümden bir şarkı seçecek olursak ben iki şarkı seçmekten yanayım. Bu şarkılardan ilki ‘Kule Dibi’ ikinicisi ise “Huane Mare”. İkisi de bir harika doğrusu. Çok konuştum, o zaman dans!

KEŞFET

CAYETANA

23 Temmuz 2015 — yazar Gözde Solak

cayetana-960x640.jpg

Bir sonbahar günü 3 kız arkadaş çok sıkılır ve kız kıza bir şeyler yapmak isterler. Ne yapalım diye düşünürken akıllarına bir müzik grubu kurmak gelir. Evet arkadaşlar şaşırmayın, sonuçta kız kıza takılırken yapılacak en güzel şey müzik grubu kurmaktır. 

Şaka şaka, bu kızlar sıradan kızlar değil. Biz  sıkılınca müzik grubu falan kurmuyoruz. Bu kızlar duyguları uçlarda yaşayıp müziğe aktarabilenlerden. En sevdiklerimizden.

Kelly Olsen, Allegra Anka ve Augusta Koch bir sonbahar günü kurdukları gruplarına ‘Cayetana’ ismini veriyorlar. Philadelphia’lı grubun ilham aldıkları şeylere de çok şaşıracaksınız; kötü şakalar ve iyi saçlar…

İndie pop, punk ve indie rock türlerinde şaheserler veren bu kızların 2011’den bu yana 3 albümleri çıkmış. Bunlardan ilki 2012’de yayınladıkları ‘Demo’ isimli albüm. İkincisi 2014 Mart ayında yayınladıkları ‘Hot Dad Calendar’ ve hiç ara vermeden yine 2014’de Eylül ayında yayınladıkları ‘Nervous Like Me’.

Gelelim benim onlarla tanışma şarkıma. Size Dirty Laundry, Scott Get The Van I am Moving ve Hot Dad Calendar önerim olur. Ama tabii ki benim kulağıma birazcık daha güzel gelen şarkıyı aşağıya bırakıyorum ve iyi dinlemeler diyorum .

Twıtter: @CayetanaPhilly

KEŞFET

ZOLA JESUS

11 Temmuz 2015 — yazar Gözde Solak

zola-jesus.jpg

Hayat her zaman festival yazılarımızdaki kadar eğlenceli, enerjik gruplarımız kadar heyecan verici olmuyor maalesef. İşte o sıkıntı çöken anlarda sizi daha çok sıkıntıya sokup gerebilecek birinden bahsetmek istiyorum; Zola Jesus.

Neden bizi daha çok geriyorsun, ne gerek var dediğinizi duyar gibiyim. Ama duyguların üstünü kapatmaktansa dibine kadar yaşamaktan yanayım. Hele sizi gerecek olan çok güçlü bir sesse bence hiç düşünmeyin, Zola Jesus dinleyin.

Rus asıllı Amerikalı müzisyenin gerçek adı Nika Roza Danilova ve kendisi sadece şarkıcı değil aynı zamanda söz yazarı ve yapımcı. Müziğini tanımlamak istersek işler orada birazcık karışıyor. Müziğini elektronik, metal ve klasik olarak tanımlayan şarkıcının bazı şarkılarında gotik rock izlerine rastlanıyor. 

Küçükken de müziğe meraklı olan Jesus, 7 yaşında şarkı söylemeye başlamış. Ardından bir vokal koçuyla çalışmış.10 yaşında ise opera söylemeye başlamış fakat daha sonra sesinin yetmediğini düşünmüş ve bırakmış. Müziğe hızlı bir giriş yapan şarkıcı ilk EP’sini de üniversite okurken kaydetmiş.

Alışılmadık müziğiyle beni oldukça etkileyen şarkıcının “Dangerous Days” şarkısını aşağıya bırakıyorum ve eğer severseniz “Vessel”, “Night” ve “Hunger” şarkılarıyla devam etmenizi öneriyorum.

Twıtter: @ZOLAJESUS

KEŞFET

PUDiNG

22 Haziran 2015 — yazar Gözde Solak

puding.jpg

Hazır eğlenceli şarkılardan gidiyorken size hem eğlenceli hemde oldukça ilginç bir grup anlatmak istiyorum; Puding.

Yeni çıkardıkları Pakize adlı albümleri ile dikkatimi çeken grup ilk klibini de albüme ismini veren Pakize şarkısına çekmiş. Klipler de şarkılar kadar eğlenceli doğrusu.

Peki kimdir Puding? Kendilerini şöyle anlatıyorlar:

”Siz diyin 90’ların sonlarında biz diyelim 2000’lerin başlarında.. İşte Puding Band.. Zamanın bir diliminde kuruluverdi soğuk bir yaz günü. Vokal ve Gitarda Alper Kaya, Bas Gitar ve Back Vokallerde Serkan Niyaz Ciner’den oluşan ultra kalabalık kadrosuyla Puding Band , günümüz müziğinde eksik olan bir şeyleri tamamlamak için kuruldu. Eğlenmek.. Biz müziğimizi yaparken sadece mutluluğumuzun sesini dinliyoruz.. sizin de yüzlerinizde ufacık da olsa bir tebessüm bırakabiliyorsak Puding Band olarak en yüksek refah seviyesine ulaşmışız demektir…”

Onların da söylediği gibi asıl amaçları eğlenmek. Eğlenirken de sosyal sorumluluğu unutmamışlar ve ”Kedi Evi Nasıl Yapılır?” şarkılarında sosyal mesajlarını da gayet güzel vermişler. Hem bilinçli hem eğlenceli hem de ilginç grubumuzun ” Derdin Ayrı Kendin Ayrı”,  ”Maydanoz” ve  ”Sevgili Bulunca Arayıp Sormayan Arkadaş Olur mu? ” adlı şarkıları da dinlenmeli mutlaka. Ama önce Pakize!

 

KEŞFET

GEÇEN YiNE FESTiVALDEYiZ: ONE LOVE FEST’14

17 Haziran 2015 — yazar Gözde Solak

one-1.jpg

Hazır mısınız? Size çok güzel bir festival hikayesi anlatacağım. İki gün boyunca yeşile ve müziğe doyduğumuz eğlenceli bir hikaye.

Bir yer düşünün; yemyeşil. Girdiğiniz andan itibaren çim kokusu sarıyor etrafınızı. Yavaş yavaş müzik sesi doluyor kulağınıza. Güneş tepede, hava mis. Etrafınız neşeli bir kalabalıkla dolu. Oyunlar oynayan, dans eden, çimlere uzanıp kitap okuyan bir kalabalık. Evet burası One Love Fest’ 14!

2 gün boyunca 3 sahnede toplam 33 sanatçı ve 50 saat müzik. Tüm sanatçıları dinlemek istediğimiz için 3 sahne arasında mekik dokuduk. Hepsinden azar azar dinleyip sahneden sahneye geçerken de yol üzerinde bulunan yemeklerin tadına bakıp, oyunlar oynadık. Alışverişi de unutmadık tabi.

Benim favori mekanım tabi ki H&M standı oldu. Orada hem bez çanta üzerine eğlenceli baskılar yaptık, hem fotoğraf çekildik hem de alışveriş yaptık . O kadar çok stand vardı ki hangisini anlatsam bilemiyorum. Değişik tasarımların satışa sunulduğu stantlarda çantadan t-shirt’e ayakkabıdan kolyeye küpeye her şey vardı. Hepsinin birer kartvizitini almıştım, Instagram linklerini aşağıya bırakıyorum. Değişik tasarımdaki bu ürünleri sizde seveceksiniz.

Ayrıca Hayat Bu Kapağın Altında’nın düzenlediği çeşitli tasarım atölyeleri benim en sevdiklerimdi. Bileklik, kolye, küpe ve bir sürü şeyi kendiniz tasarlayabiliyorsunuz. Tabii langırt ve  kapak futbolunu da unutmamak lazım, festivalde en heyecanlı anların yaşandığı yerlerdendi.

Biraz da sahnelerden ve sanatçıların performanslarından bahsedelim. Festivalde Love, Union ve Into The Wood  olmak üzere toplam 3 sahne vardı. Love ana sahneydi,Union sahnesi ise Love’a göre biraz daha küçük ama tam keyif yapmak için hazırlanmış bir yer. Into The Wood’da ise 2 gün boyunca sahne alan Dj’ler sayesinde festivalciler gece gündüz club havasından hiç çıkmadı.

İlk gün yani 13 Haziran Cumartesi One Love Festivali’nin açılışını Love sahnesinde Radyo Eksen Dj’leri yaptı. Yavaş yavaş festival alanına dolan festivalcilerin kulağını açtı. Çok merak ettiğim yeni gruplardan biri olan Adamlar 14:15 de Union’da sahneye çıktılar. Canlı performanslarına bayıldığım güzel grup ‘’Eski Dostum Tankla Gelmiş’’ şarkısında kendi müziğine tam anlamıyla doyurdu bizi. Adamlar ’ın sahnesinin bitmesini beklemeden Love sahnesine çıkmış olan Palmiyeler’e koştuk. Ardından Kim Ki O ve blogda da yazdığım The Away Days sahne aldı. The Away Days’i canlı canlı dinlemek bir başka keyifliydi doğrusu. Sanki sahnede yabancı bir grup vardı. Daha önce Parkta Bahar Festivali’nde canlı dinlediğim ve reggie müzikte Türkiye’de en iyi olduklarını düşündüğüm Sattas sahne aldı. Yine çok başarılılardı.

Ve dolu dolu bir günün ardından akşam oldu. Saat 19:00’ da Metronomy’de akılda kalan performanslardan biri oldu. Ardından sahne alan James Blake genç kızlarda attırdığı çığlıklarla ses kısılmalarına neden olsa da yine etkileyici bir performans sergiledi ve fazlasıyla göz doldurdu.Günün kapanışını Love sahnesinde Hot Chip, Union sahnesinde ise Sapan yaptı.

14 Haziran Pazar günü ise gün Norrda ile başladı. Oldukça ilginç bulduğum müziklerin ardından Love’da 123 sahne aldı.Benim heyecanla beklediğim isimler Can Güngör ve Ceylan Ertem aynı anda Love ve Union sahnelerindelerdi.Ceylan Ertem’in performansının festivalin en iyilerinden olduğunu düşünüyorum.

Saatler tam 19:00’ı gösterdiğinde Love sahnesinde Austra vardı. Gerçekten müziği hissettiren grup festivalin akılda kalanlarındandı. Evet sıra da Tom Odell vardı. Müthiş bir kalabalık eşliğinde sahneye çıkan Tom Odell çok enerjikti. Genellikle piyano başında olan sanatçı piyona başında olmadığı vakitler tam anlamıyla sahnenin her yerindeydi.Yerinde duramayan sanatçı festivalcilere de aynı enerjiyi verdi.Ve festival Little Dragon ve Julian Casablancas+theVoidz ile son buldu.

Toparlayacak olursak efsane müziklerle muhteşem bir haftasonu geçirdik. Ormanın içinde olan bu etkinlik de ulaşım da düşünülmüştü. Binlerce kişinin katıldığı festivalde beş dakika da bir metro durağına giden shuttlelar hayat kurtardı.

Yaklaşık 2 bin kişinin görev aldığı ve 60 dönüme yayılan dev festival, Türkiye’den ve yurt dışından 23 bin kişinin katılımıyla tam anlamıyla efsaneleşti. Seneye neler olacağını merak ettiğimi belirterek yazımı tamamlıyor ve bu muhtemeşem hafta sonu için One Love Festival ekibine teşekkür ediyorum. Seneye görüşmek üzere…

VAGA MOON: https://instagram.com/vagamoon/

ORGONATOLIA: https://instagram.com/orgonatolia

NOTT: https://instagram.com/n_o_t_t/

K’AAD: https://instagram.com/kaadistanbul/

WOOD RİNG: https://instagram.com/wood_ring/

ELFİN: https://instagram.com/elfindizayn/

LUCKY CULTURE: https://instagram.com/luckyculture/

KEŞFET

THE TEMPERANCE MOVEMENT

12 Haziran 2015 — yazar Gözde Solak

temprance.jpg

Yaz mevsiminin geldiği ama varlığını tam olarak hissettiremediği şu günlerde yaz moduna girip canlanmak için yardımınıza koşacak bir grup; The Temperanca Movement . Dinlemeye başladığınız andan itibaren yerinizde duramayacağınız ayaklarınızla ritim tutup kafanızı sallayacağınız hatta şarkıların bazı yerlerinde kendinizi kaptırıp şarkı bittiğinde “ne oldu bana” diyeceğiniz bir grup, o kadar da iddialıyım.

2011’de kurulan taze grubumuz 2012 yılında “Pride”  adında bir EP yayınlıyor. İlk full albümleri olan ve grubun ismini taşıyan ‘The Temperance Movement’ ise 2013’ün Eylül ayında yayınlanıyor. Henüz çok yeni olan İngiliz grup çok seviliyor ki Rolling Stone konserinde ön grup olarak sahne alıyor.

Doksanların rock n roll şarkıcılarını dinlerken hissettiklerimizi anımsatıyorlar. Ne çok sert ne de çok klasik bir tarzları var, her şey tam kıvamında. Onları tanımlayan cümle bence kesinlikle ‘eğlenceli’.

Blues/rock yapan grup beni  ‘Take İt Back’ şarkısıyla tavladı. İlk dinlediğimde önceden dinlemişim gibi sanki meşhur bir şarkıymış gibi gelmişti. Sonra hemen araştırdım ve hala çok bilinmeyen bir grup oldukları için çok mutlu oldum. Aynı zamanda ‘Only Friend’ ve ‘Midnight Black’ şarkıları da şiddetle tavsiye edilir.

Size yıpranmamış, taze, gıcır gıcır, hayatınıza hareket katacak bir grup vaad ediyorum. İnanmıyor musunuz? O zaman dinleyin ve kararı kendiniz verin…

 Twıtter: @TTM_Tweets

KEŞFET

FM BELFAST

10 Haziran 2015 — yazar Gözde Solak

fm-belfast.jpg

Uzun zamandır beni aşırı heyecanlandıran şarkılar veya sanatçılar olmamıştı. Ama birazdan anlatacağım grup bir harika dostum! Hem çok samimi hem çok eğlenceli hem de çok enerjikler. Üstelik onlar da İstanbul aşığı. Kim mi bunlar? FM Belfast adında İzlandalı bir grup. Ben çok sevdim ne olur siz de sevin.

Elektronik dans, elektro-pop türlerinde müzik icra eden tatlı grubumuz 2005 yılında kurulmuş. Toplamda 3 albümleri 2 single’ları mevcut. Son albümleri olan “Brighter Days” 2014 de çıkmış.

İstanbul’a bir çok kez gelmiş olan grup bir röportajlarında İstanbul’u çok sevdiklerini de bizzat belirtmiş. 2 defa Babylon, 1 defa da Rock n Coke sahnesini coşturmuşlar. Okuduğum yorumlara bakılırsa canlı performansları çok iyi olan grubun konserinden çıkan herkes eğlence sarhoşu olmuş. Yine gelseler yine giderim diyenler bir hayli fazla. Bu beni daha da heyecanlandırdı. Tekrar gelsinler,bende çok eğleneyim istiyorum. Neyse onları kaçırdığım için isyan etmelerimi kendime saklıyorum.

Her zaman olduğu gibi beni tavlayan, onları merak edip dinlememi sağlayan şarkıyı aşağı bırakıyorum. Şarkının adı “Stripes”. Klibi de oldukça eğlenceli. Bunun dışında “Brighter Days” ve “American” şarkıları ve tüm şarkıları çok güzel, dinleyin mutlaka. Canlı performanslarının neden bu kadar beğenildiğini ve ne kadar samimi, eğlenceli olduklarını görmek için konser videolarına da göz atın derim. Kısacası FM Belfast’ı sevin, sevdirin, dinleyin, dinlettirin.

Twıtter: @fmbelfast

KEŞFET

BEN WESTBEECH / BREACH

9 Haziran 2015 — yazar Gözde Solak

Ben-Westbeech-_-Breach.jpg

Cro ile ortama hareketlilik getirmişken gelin bunu bozmadan sizi Almanya’dan alıp İngiltere’ye götüreyim ve İngiliz şarkıcı, DJ Ben Westbeech’e kulak verelim diyorum.

1981 İngiltere/Bristol doğumlu olan Ben’in zamanla yükselecek müzik kariyeri, ilk single parçası olan So Good Today’i bir CD’ye kaydedip arkadaşına vermesiyle başladı. İlerleyen süreçte arkadaşının bu şarkıyı ünlü İngiliz prodüktör Gilles Peterson’a dinletmesiyle beraber Ben Westbeech için güzel günler yakındı ve ilk profesyonel anlaşmasını Peterson’a ait Brownswood Recordings ile yaptı.

Şarkılarında caz, house ve son zamanlarda tekno müzik soundları yakalayabileceğiniz Ben, ilk albümünü Welcome to the Best Years of Your Life ile 2007 yılında çıkardı. İkinci albümü olan There’s More To Life Than This ile 2011 yılında tekrardan müzik piyasasına giriş yapan İngiliz şarkıcı, özellikle bu albümde yer alan Something for the Weekend, Same Thing, Falling gibi şarkılarla büyük çıkış yaptı.

2011 yılından itibaren sahne adı olarak Breach’i kullanmaya başlayan İngiliz DJ’in, özellikle 2013’ten itibaren yaptığı deep house ağırlıklı parçalarla farklı bir tarza büründüğünü söyleyebiliriz. Breach’in kariyerinin top noktaları ise çıkarttığı ilk başarılı single olan Jack ve bir sonraki single parçası olan Andreya Triana ile düeti Everything You Never Had oldu. İki parça da UK Single Chart’ta 9. sıraya kadar yükselme başarısı gösterdi.

Ayrıca Trick Me, Acapella, Spaceship gibi şarkılardan tanıdığımız Amerikalı ünlü şarkıcı Kelis’in soft sesiyle The Key düeti de Breach’in en sevilesilerinden.

Twıtter: @benwestbeech

 

KEŞFET

CRO

29 Mayıs 2015 — yazar Gözde Solak

this-is-cro.jpg

Önce müzik sonra ufak bir teşekkür.

Sizi Alman bir rapçi ile tanıştırmak istesem? Eğer Almanca şarkılara pek aşina değilseniz kafanızda birkaç soru işareti belirdiğinden adım gibi eminim. Eğer durum gerçekten öyleyse sizi aydınlatmak boynumun borcu!

2011 yılında radyoda tesadüf eseri dinlediğim ve o günden bu yana playlistimde üst sıralarda yer bulan Cro, rap ve pop müziği harmanlayarak başarılı işler çıkartıyor.  Gerçek adı Carlo Waibel olup, sahne ismi olarak Cro’yu kullanan ve bu şekilde tanınan Alman müzisyen, konserlerinde ve kliplerinde kullandığı panda maskesiyle sevenleri için kendini bir yerde Daft Punk gibi anonim kılmakta.  Ona sorarsanız bu halinden oldukça da memnun.

Alman Müzik Ödülleri ECHO’da 2013 yılında En İyi Gelecek Vaad Eden Ulusal Sanatçı Ödülü ve En İyi Hip Hop/Urban Sanatçısı Ödülü kazanan 25 yaşındaki Cro’nun namı Avrupa’da yayılmış durumda. Gel gelelim ülkemizde yeteri kadar tanınır seviyede değil. Buna rağmen zamanla olacağının da garantisi benden.

Özellikle Easy şarkısını dinlerken belki de ben gibi ellerinizi bir rapçi edasıyla sallayabilir ve kendi çapınızda mini bir klip çektiğinizi hayal edebilirsiniz 🙂

Easy’nin yanına Einmal um die Welt, Du, Traum gibi şarkıları eklemek de mümkün.

Not: pardondalmışım ekibine misafir oyuncu olarak katılmak büyük keyif ve teşekkür etmek borcumuz. Kim bilir belki de rotasyon oyuncusu olarak arada biz de çıkarız sahaya 🙂

Twıtter: @thisiscro

KEŞFET

TAMBURADA

19 Mayıs 2015 — yazar Gözde Solak

tamburada.jpg

Hep yeni,hep taze sesleri anlattık. Bence biraz eskilere kaçalım. 2005 senesinde kurulmuş ve uzun süre önce dağılmış bir gruptan bahsedeceğim size; Tamburada.

Merdiven adlı şarkılarıyla beni tarzdan tarza sürükleyen hem etnik ezgileriyle hem de modern melodileriyle ortaya efsane şarkılar çıkaran bir grup bu. Modern caz, etnik ve elektronik müziği birleştirdikleri tek bir albümleri var: Fantastik. Yedi kişiden oluşan grubun albümleri de yedi şarkıdan oluşuyor. Bu aralar ismini sıkça duyduğumuz Korhan Futacı da Tamburada’dan çıkma. 

Tüm şarkılarının canlı kaydedildiği albümlerinden de anladığımız gibi, grup canlı müziği seviyor ve kendilerini şöyle tanımlıyorlar; ”Tamburada her zaman iyi müzik, canlı müzik yapmak istiyor.”

Alışkanlıklarınızdan birazcık uzaklaşıp müzikte yeni bir nefes almak istiyorsanız Tamburada tam size göre. Gerçekten müziğin hakkını verip ortaya yeni bir şeyler çıkarmayı becerebilmiş nadide gruplardan biridir bence Tamburada.

Önerilere gelecek olursak başlangıç için Merdiven’i aşağıya bırakıyorum. Ama sonrasında Atina, Dolly ve Yaz Müziği şarkılarını dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum, keyifli dinlemeler…

KEŞFET

MANUS BABA

9 Mayıs 2015 — yazar Gözde Solak

manus.jpg

 ”Manuş Baba mı? O nasıl isim ya?” diyen sesleri duyar gibiyim. O zaman bu güzel sesli adamı  anlatmadan önce isminin anlamıyla başlayalım yazıya. Asıl ismi Mustafa Özkan olan Manuş Baba şöyle açıklamış isminin anlamını:

”manuş adı, yıllarca müziği,kültürü ve hüznü ile beni etkileyen çingenelerin arasından gelmektedir. Sanskritçe ‘insan’ demektir.’baba’ ise henüz küçük bir bebekken,ağzımdan çıkan ilk kelime…”

Hayatı hakkında çok fazla bilgi edinemediğim sanatçının sesi ve şarkıları hakkında konuşacak çok şey var aslında. İnsanın içine işleyen hüzünlü bir sesi ve yorumu var. Kendi şarkılarının yanı sıra birçok coverı bulunan sanatçı Nazan Öncel,Jehan Barbur ve Sezen Aksu gibi önemli isimlerin şarkılarını seslendirmiş.Coverların arasında en sevdiğim Nazan Öncel’den ‘Bırak Seveyim Rahat Edeyim’ oldu.

Elin Elime,Değmez,Deli Ediyor, İstanbul, Tabutta Rövaşata… Bunlar kendi şarkılarından bazıları. Tüm şarkılarının ortak özelliği ise hepsinde hatta en hareketlisinde bile bir hüzün olması. Tabi bu benim fikrim, sizin fikrinizi de merak ediyorum doğrusu. O zaman şöyle buyrun, “Değmez” ile başlayalım işe…

Twitter: @manusbaba

KEŞFET

GENÇ OSMAN

24 Nisan 2015 — yazar Gözde Solak

genc-osman-960x540.jpg

Bu aralar dinlediğim yeni şarkılar bile yıllardır dinliyormuşum gibi geliyor,sevdiğim şarkılar ise sıradan.Hem yeni şarkılar hemde yeni sesler ararken çıktı karşıma Genç Osman.Sevdiğim birkaç iyi sesi hatırlatıyor ama yepyeni şeyler hissettiriyor.

Bir dönem Mavisakal’ın solisti  ve Hindiba grubunun kurucusu, müzisyen, solist,çevirmen.15 yıl ara verdiği müziğine ilk sola albümü olan Gökyüzü Masmavi ile devam eden Genç Osman iyi ki dönmüş aramıza. ‘Seninle Kalıyorum’ şarkısını ilk dinlediğimde daha önce nerelerdeydi bu şarkı dedim.

İsviçre’de doğan ve çocukluğunun bi dönemini orada geçiren şarkıcı Türkiye’de Marmara Üniversitesi’nde Resim-Heykel Bölümü’nü bitirmiş. Aynı zamanda çevirmenlik yapan Genç Osman, Goethe-Faust,Arthur Schnitzler-Rüya Romanı gibi klasiklerin yanı sıra düzeltmenlik yapmış ve bu özelliği ile beni çok şaşırtmıştır.

13 şarkı bulunan Gökyüzü Masmavi şarkısının çıkış parçası olan ve Aylin Aslım’la düet yaptığı ‘Dilek Tutmak’ şarkısını buradan* dinleyebilirsiniz. Ama önce ‘Daha Küçüksün’ şarkısını dinleyelim, bakalım beğenecek misiniz.

Twitter: @gencosmanmuzik

KEŞFET

SU SOLEY

6 Nisan 2015 — yazar Gözde Solak

su-soley-960x550.jpg

 Su Soley; “Bu Yaz” ve “Anladın mı?” gibi muhteşem şarkılarının sahibi . Su Soley, o kadar yetenekli ve o kadar çok şey yapmış ki anlatmaya nereden başlayacağımı bilemedim.

Müzik hayatına 2000 yılında başlayan genç müzisyen başlarda İstanbul Gelişim Orkestrası’nda yer almış. Ardından Ajda Pekkan,Teoman ve Yalın gibi ünlü isimlerin vokalliğini yapmış ve bu sırada kendi orkestrasıyla sahne almaya devam etmiş.  

Kendi şarkılarının yanı sıra yerli yabancı birçok coverı olan sanatçının Latin, Brazil, Jazz, Funk, Soul, Hiphop, Rock, 80’s, R&B ve Popüler müzik yaparak; İngilizce, İspanyolca, Portekizce, Rumca ve Türkçe dahil pek çok dilde şarkılar söylediğini öğrendiğimdeyse yaşadığım şaşkınlığı tahmin edersiniz.


ODTÜ Okul Öncesi Eğitim Öğretmenliği bölümünü bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzikal Tiyatro Oyunculuğu’nu kazanan sanatçının yetenekleri bu kadar değil. Buz pateni, atletizm, tenis, basketbol, kayak ve snowboardun yanında, 13 yıl boyunca, yüzme başta olmak üzere monopalet, sutopu, sualtı ragbisi gibi değişik sporlarla da ilgilenmiş.

Müziğine gelecek olursak onu “Bu Yaz” ve “Anladın mı?” şarkılarıyla sevdim ama Adam (Sibel Alaş) ve Olduramadım (Özkan Uğur) coverları da hiç fena değil. Yine de Su Soley’i tanımaya “Bu Yaz” ve “Anladın mı?” ‘dan başlayalım. Hatta ben sizin yerinize ilkini seçeyim. Hadi ‘Bu Yaz’la Su Soley’e güzel bir başlangıç yapalım…

Twitter: @SuSoley

6

KEŞFET

SONDRE LERCHE

11 Mart 2015 — yazar Gözde Solak

sondre-960x640.jpg

Sondre Lerche; dinlerken yerinizde duramayacağınız ”Bad Law” şarkısının sahibi kendisi. Benim için Sondre Lerche’den önce ‘Bad Law’ gelir, o derece güzel ve bağımlılık yapan bir şarkı. Özellikle keyifli ve mutlu anlarda aşırı doz alabilirsiniz,iyi gelir.

Norveçli şarkıcıyı ‘Bad Law’ şarkısıyla sevdim. Sonra biraz detaya indim ve küçük bir araştırma yaptım. Kendisi 8 yaşından beri gitar çalan, 7 albümü olan, 1980’lerin pop müziğinden etkilenmiş, 32 yaşında  genç ve gayet başarılı bir müzisyen. 8 yaşında gitar çalmaya başlayan birinin 14 yaşında ilk şarkısını yazmasına şaşırmazsınız herhalde.

Ablasının çalıştığı kulüpte çalarken bir prodüktör tarafından keşfedilen Norveçli sanatçı asıl ününü 2000’lerin başında ilk albümü olan ‘Faces Down’ ile yakalamış.

Tek başarısı albümleri değil elbete. Bir de ”Dan in Real Life” filmi için yaptığı müziklerle tüm beğenileri toplayıp filmin ufak bir sahnesinde oynamayı da ihmal etmemiş.

Pop/Indie Rock/Caz16 türlerinde nadide eserler vermeye devam eden Sondre Lerche’in  Legends ve Sendimentalist şarkılarını da dinleyin mutlaka. Ama önce ‘Bad Law’…

 

KEŞFET

GAYE SU AKYOL

4 Mart 2015 — yazar Gözde Solak

gaye-su-akyol.jpg

29 yaşında  müzisyen, ressam ve antropolog bir kadın düşünün. Şarkılarında hem klasik Türk müziği hem de modern tınılar var. Bana göre eskiyi seven eskiyle yaşayan modern bir müzisyen Gaye Su Akyol.Fakat tartışmasız bir yanı varsa bu kesinlikle ‘farklı’ oluşudur. Şarkılarındaki sözüyle müziğiyle sesiyle de bunu kanıtlıyor zaten.

80’lerde çocukluğunu 90’larda gençliğini yaşamış; bir yandan Deep Purple,Nirvana,Jimi Hendrix dinlerken evde çalan Müzeyyen Senar’a Safiye Ayla’ya kulak vermeyi de ihmal etmemiş olan sanatçı iki tarafı öyle güzel harmanlamış ki ona özgü bu şarkılar çıkmış ortaya. Şarkıları ilk dinlediğimde aklımda şöyle bir cümle döndü ‘Modern rakı masası şarkıları gibi’.Hem eski hem de günümüzden ezgiler. Şarkılar bizi tüm zamanlara götürüyor,hayal ettiriyor, hissettiriyor.

Şarkılarının hissettirdikleri bir yana isimleri ve sözleri de farklılığıyla beni etkiledi. ‘Pink Floyd’un Dediği Gibi’ diye bir şarkısı var mesela.Dikkat çeken birkaç şarkı sözünü de sizlerle paylaşmazsam olmaz; ”Ya o uzaya gidilecek/Ya o uzaya gidilecek”, ”Şeytan uzatıyor seni /Cehennem Meyhanesinden bir hesap gibi” ilk aklıma gelenler.Birde ‘Abbas’ şarkısını birkaç kez dinledikten sonra ”Abbas yolcudur anam/Endamı işlemiyor” sözlerini  mırıldanacağınıza eminim.

Gaye Su Akyol’u ilk olarak ‘Ruhun Ölmüş Senin’,’Biliyorum’ ve ‘Cehennem Meyhanesi’ şarkılarıyla tanıyıp sevdiğimi dinlenilmesini şiddetle tavsiye ettiğim şarkıları olduğunu söylemem gerek. ‘Ölü Bir Adama’ şarkısı da yeni keşfimdir, tavsiye edilir.

‘Develerle Yaşıyorum’ albümü Büyük Ev Ablukada’nın kurduğu Olmadı Kaçarız Plakçılık’tan çıkmış. Şarkıcının kendi sitesinde albüm o kadar güzel ve farklı anlatılmış ki okuduktan sonra Gaye Su Akyol’un neden ‘eski’, ‘farklı’ ve ‘modern’ olduğunu anlayacaksınız.

”Gaye Su Akyol’un hiç beklenmedik ilk uzunçaları “Develerle Yaşıyorum” adeta sanat musikisinden uzaya fırlatılmış bir muhtıra. Bestesi ve güftesi kendine ait olan 9 eşsiz eseriyle Gaye Su Akyol’un müziği, rakınıza meze mi başınıza bela mı oluyor siz karar verin.”

Twitter: @GayeSuAkyol

KEŞFET

KIVILCIM URAL

21 Şubat 2015 — yazar Gözde Solak

kivilcim.jpg

Müzikle doğmuş, müzikle büyümüş genç bir müzisyen Kıvılcım Ural.Müzikle doğmuş diyorum çünkü kendisi Mavi Işıklar grubunun eski gitaristi Fikret Ural’ın kızı. Müzikle dolu bir evin içinde büyüdüğünü söyleyen Kıvılcım Ural 6 yaşındayken de Barış Manço’nun 7’den 70’e programında ilk bestesini söylemiş. Aynı zamanda fotoğrafla da ilgilenmiş ve ilk sergisini İzmir’de açmış.

”Rüya Raporları” adlı albümündeki tüm şarkılar akustik olarak kaydedilmiş ve hepsinin söz ve müziği Kıvılcım Ural’a ait.Televizyonun çoğalarak bittiğini düşünen şarkıcı bu yüzden yedi klibinin yedisini de internet üzerinden yayınlamış.

”İnsan, kendi dünyasını ifade edebileceği bir alan bulunca mutlu hissediyor.” diyen Kıvılcım Ural kendi dünyasını müzikle ifade edebildiğini kanıtlar nitelikteki şarkılarıyla karşımızda.’Kapat Gözlerini’ şarkısı onun sade ve kendine özgü dünyasını tanımak için iyi bir başlangıç…

Twitter: @KIVILCIM_URAL

KEŞFET

CAN KAZAZ

15 Şubat 2015 — yazar Gözde Solak

can-kazaz.jpg

Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nü birincilikle ve onur derecesiyle bitirmiş, Pre-Art bestecilik yarışmasında ”Ada” eseriyle ödül almış, özgür doğaçlama konserleri veren yaratıcı ve başarılı bir isim olan  Can Kazaz aynı zamanda ses kaydı,elektronik müzik kompozisyonu ve akustik müzik kompozisyonu içeren bir besteleme yöntemi üzerinde çalışıyor.Kısacası yaptığı işin hakkını veriyor.

Ayrıca elinden kurtulabilen müzik aleti de yok gibi. Tuşlu çalgılar ,gitar ,bağlama, mandolin, melodika, perküsyon ve daha neler neler çalabilen Can Kazaz’ın “Yollar ve Su” adlı albümünü de daha bir kaç gün önce yayınladı.

Ben onu ‘Bir Albüm’ adlı albümündeki  ‘Nereye Gidiyoruz’ şarkısıyla tanıdım. İlk dinlediğinizde sanki popüler bir şarkıymış her gün bir yerlerde duyuyormuşsunuz gibi geliyor ama öyle değil. Bunun tek sebebi şarkının gerçekten iyi olması. Daha sonra ‘Biraz’ şarkısını dinledim ve bu şarkıdan sonra severek dinleyebileceğim yepyeni birini keşfettiğime artık emindim. O yumuşak sesiyle ve şarkılarının hoş tınısıyla  hissettirdiklerini eminim siz de seveceksiniz.

Twıtter: @bensizdenkactim

KEŞFET

THE AWAY DAYS

6 Şubat 2015 — yazar Gözde Solak

the.jpg

The Away Days, beni en çok şaşırtan gruptur kendisi.İlk olarak ‘Paris’ şarkısını dinledim.Çok sevdim ve diğer şarkılarına da baktım.Neden daha önce dinlememişim ki dedim içimden.Aradan uzun zaman geçtikten sonra bir blogda röportajlarına rastladım.Birde ne göreyim.Benim her gün şarkılarını dinleyip ne güzel grupmuş dediğim The Away Days halis mulis Türk bir grupmuş.

2012’de kurulan grubun albümü de pek taze.Bu işe canlı performanslarla ve internet üzerinden yayınladıkları şarkılarıyla başlamışlar.Newcomers Festival’de sahne alan ve Disco Kralı’nda canlı performans sergileyen grup yaptıkları müzik Türkiye’de henüz benimsenemediği için grubun adı The Away Days olsun istemişler.

İndie/dream pop türünde içlerinden geldiği gibi müzik yaptıkalarını söylüyorlar.Türkçe şarkı yapmam gibi bir çabalarının olmadığını istedikleri müziği bu şekilde ortaya çıkarabildiklerini,kendilerini İngilizce şarkılarla daha iyi ifade ettiklerini düşünüyorlar.

Sizi Türkiye’de az ratlanan, türünün en iyi ve en yeni örneklerinden olan The Away Days’in “Paris” şarkısıyla baş başa bırakıyorum.Kliplerinin de çok başarılı olduğunu düşündüğüm grubun ‘Your Colour’ ve ‘Galaxies’ şarkıları da şiddetle tavsiye edilir.

 

İyi dinlemeler…

TwItter: @theawaydays

KEŞFET

NO LAND

2 Şubat 2015 — yazar Gözde Solak

no-land-960x720.jpg

Yersiz yurtsuz bir grup No Land. Kendilerini böyle tanımlıyorlar. Türk, İranlı, Kürt ve Azeri grup üyelerinin yolu İstanbul’da kesişiyor. Önce dost oluyorlar sonra hadi müzik yapalım diyorlar. Ve yaptıkları modern doğu-batı sentezinin en güzel örneklerinden olan şarkılarıyla No Land doğuyor.

İstanbul Sofar Sounds projesi sayesinde keşfedilen grubun henüz bir albümü yok. Albümün bir nevi şarkıları öldürmek olduğunu, albüm için acele etmeyeceklerini söylüyorlar.

Gerçekten kaliteli müzik yapan ve müziği iliklerimize kadar işleyen No Land ‘’ Müzik ruhun gıdasıdır.’’ sözüne kanıt olarak doğmuş gibi. No Land’ in ‘Yüzerdik’ şarkısıyla müziğe doymaya başlayalım, ne dersiniz?

TwItter: @nolandmusic