main

KEŞFET

CALEXICO

24 Mayıs 2018 — yazar Merve Yıldız

Calexico-01-960x540.jpg

Bunca yıl sonra gerçekten de değişebildiğimi gördüm. Bunu sağlayan şey bakış açımı değiştirmek oldu. Bakış açımın hayatımı bu derece etkilediğini hiç düşünmemiştim. Hayatımda önemli sayılabilecek bir gelişme olmadı ama artık mutlu olduğumu söyleyebiliyorum. Pozitif düşüncenin ışığı ile aydınlandım resmen. Bu düşünce şeklinin beni daha sağlıklı, dinç ve dinamik hissettirdiğini söylemeliyim. Tüm bunları etrafımdaki insanlara anlatmaya ve aşılamaya çalışırken burada da bahsetmezsem olmazdı. Dinlediğim müziklerin hayatımın gidişatıyla ilişkili olduğunu az çok anladınız sanırım, elbette öyle. Beni böyle tatlı tatlı duyguların sarıp sarmaladığı günlerde tatlı tatlı da dans ettiren bir şeyler dinliyorum. Uzun zamandır farklı müzik türlerini böylesine iyi harmanlayan bir isimle karşılaşmamıştım. Size şimdi biraz Calexico ’dan bahsedeyim.

1996 yılında kurulmuş muhteşem bir grup Calexico. Adını Kaliforniya ve Meksika sınırındaki bir kasabadan almış. Joey Burns ve John Convertino grubun lideri olan isimler. Üniversite yıllarında tanışıp birlikte çalışmaya başlamışlar. Vokalist/gitarist Joey Burns ve davulcu John Convertino ıssız ve dinlendirici bir ortamda, Kuzey Kaliforniya sahillerinde bulunan bir evin stüdyosunda albüm kayıtları yapmaya başlamışlar. Birlikte birçok kez sahne aldıkları bu sırada Spoke adında bir albüm kaydetmişler. Avrupa ve Amerika’da dinlenen albüm beraberinde bir albümü daha getirmiş ve sonra diğerlerini…

Ortaya çıkardığı eserlerin yanında sanatçının ruhundan da aynı etkiyi aldığımızda işin büyüsü baya bir artıyor. Calexico’yu dinlemeye başladığımda ve onları araştırıp hikayelerini okuduğumda bendeki büyüleri de böyle artmıştı. Onları deniz kenarındaki bir festivalde salınarak dans edip dinlemeyi çok isterdim.  96 yılından beri çıkardıkları tüm albümlere ve EP’lere baktığınızda; her birinde bambaşka bir etkinin sizi sardığını görüyorsunuz. Müziğinin içinde cazı duyabiliyorsunuz, latin etkileri, blues, country, alternatif rock ve artık elektronik müziğin esintilerini duyabiliyorsunuz…

Grup son olarak 2018 yılında The Thread That Keeps Us isimli bir albüm çıkardı. Albümden End of the World With You şarkısını size öneriyor sevdiğim başka bir şarkılarını buraya bırakıp öyle gidiyorum. Biraz keyiflenip dans etmek isteyeceğiniz tatta bir şarkı olabilir. Pozitif düşüncenin ışığı sizi de aydınlatsın…

Twıtter: @casadecalexico

KEŞFET

PRISM TATS

11 Nisan 2018 — yazar Merve Yıldız

Prism_Tats-2016-Cara_Robbins-Two-1920x1080-960x540.jpg

Her şey olması gerektiği seyirde ilerliyor sanırım. Bakış açımız gidişatı değiştirmiyor. Belli sınırla içinde bir yolumuz var ve o yolda ilerliyoruz sanki. Herkesin sınırı bir diğerinden farklı, daha az ya da daha çok. Bakış açımızın yolumuzu değiştirmeye gücü yok. Tek etkisi o yolun kenarlarına çiçekler ekmek ya da duvarlar örmek. Duvarlar ufkumuzu karartıyor çiçekler ise aksine… Evet, sanırım bu yolu değiştiremiyoruz. Gücümüz yalnızca güzelleştirmeye ya da çirkinleştirmeye yetiyor. Bu düşüncelerin beni sarıp sarmaladığı bir nisan sabahı kafamı dağıtmak ve enerji depolamak adına müziğe verdim kendimi. Prism Tats dinliyorum.

Bir yandan şarkılarının sözlerini ezberlemeye çalışıyor bir yandan bu yazıyı yazmaya başlıyorum. Severek dinlediğim her şeyi paylaşmak istiyorum. Paylaşmak yolumun kenarlarında bir çiçek daha yeşertiyor.

Prism Tats, ilk çıkışını 2016 yılında yapmış. Gitar, vokal ve seyrek elektronik enstrümanlar eşliğinde bir atmosfer yaratmak istiyor bizlere. Güney Afrikalı söz yazarı ve şarkıcı Garett van der Spek, babasının Rock and roll kayıtlarıyla büyümüş ve Amerika’ya taşındıktan hemen sonra müzik kariyerine ilk adımlarını atmaya başlamış. Onu dinlemeye bu yıl çıkardığı konsept bir albüm olan “Mamba” ile başladım. En favorim olan parçasını eklemeden bitirmeyeceğim bu yazıyı.

Mamba, ruhsal ve melodik yükselişleri olan, teknoloji bağımlılığının duygusal zararı ve işçi sınıfının umutsuzluğu ile ilgili temaları ele alan bir albüm. Spek bir röportajında albümünü tanımlarken “Bu yeni şarkıların çoğu bugün dünyada neler olup bittiğini anlamaktan ve geleceğe doğru ilerlediğimizde korkmaktan geldi” diyor. Mamba ismi ise albümün kendisi gibi derin bir anlamı barındırıyor. Şarkıda “Mamba’yı bana ver” derken “Tüm deneyimlerini yani iyilik, kötülük ve aralarında olabilecek her şeyi bana ver.” demek  istiyor.

Bu derin anlamları barındıran şarkıların bazen yalnızca müziğine odaklanıp uzaklaşmak istiyorum tüm düşüncelerden. Bugün elimden geldiğince ertelerken düşünceleri, pust punk ve rock&roll’un kollarına bırakıyorum kendimi. Severek dinlediğim iki parçayı da bırakıp gidiyorum buradan.

Doomed düşünmekten kaçmak için yanlış bir seçim olabilir ama sarılmak istediğim bir parça olduğu için paylaşmak istedim. Keyifle dinlemeniz dileğiyle…

KEŞFET

HATTIE MARSH

23 Mart 2018 — yazar Merve Yıldız

fgfg-1-960x764.jpg

Sona yaklaşmış olma hissi tüm bedenimi ve ruhumu ele geçirmiş durumda. Son olduğunu bildiğin zaman dilimi nasıl geçirilmeli emin olamıyorum. Sanırım ben bu süreçte kendimi daha az düşünmeye adadım.  Bir şehri dolayısıyla bir hayatı terk etmek üzereyim ama bunu düşünmemek için çabalıyorum. İnsanları, anıları ve bir yeri geride bırakmakta oldukça zorlanan biriyim, bu sebeple ara sıra duruluyorum. Yine de kendimi akışa bırakmaktan hiç vazgeçmedim. Çünkü bu şehri hep keyif aldığım, eğlendiğim ve büyüdüğüm şehir olarak hatırlamak istiyorum. Ve en önemlisi bir sürü yetenek keşfettim burada. Hattie Marsh onlardan biriydi. Tam da durulduğum şu günlerde kulağımdan hiç düşürmediğim bu ismi sizinle paylaşmak istedim.

Hattie Marsh; İngiltere’nin nehir kenarında, küçük tarihi bir şehri olan Norwich’te doğdu. Daha sonra bir süreliğine Tayland’a taşındı ve böylece kültürel olarak farklı iklimler içinde yetişti. Hattie zaten küçük yaşlarda şarkı sözleri yazmaya başlamıştı, 11 yaşlarında ise babasının tavan arasındaki gitarını bulmuş ve müzikle fiili olarak buluşmuş oldu. Artık 16 yaşına geldiğinde ise şarkılarını gitarını çalarak söylemeye başladı. Yani gerçek anlamda müzik icra etmeye başladı ve tüm bunların bu kadar erken yaşta olmasının sebebi onun oldukça duygusal biri olmasıydı.

Öğretmeni onun yavaş konuşan biri olduğunu söylüyordu. Hattie kendini anlatmak konusunda hiç de çekingen değildi aslında, yalnızca farklı bir yolla anlatmayı seçiyordu. “Şarkılarım benim günlüğüm. Şarkılar benim konuşmamı sağlıyor.” Cümleleriyle ne kadar duygusal biri olduğunu kendisi de anlatmış aslında. Ben ondan bahsetmeye devam ederken sesiyle bize eşlik etmesi için Poison şarkısını buraya bırakıyorum.

Hattie; hem Tayca hem de İngilizce şarkılar söyleyen, daha çok alternatif folk müziği yapan ve ortaya çıkardığı eseri dinleyicisine her zerresiyle hissettiren bir sanatçı. Sanırım ona hayranım. Garip olan ise şu paragrafa kadar hala onun sesinden hiç bahsetmemiş olmam.

Onu ilk Poison isimli şarkısıyla dinlemeye başladım. Kendimi sesinin dalgalarına o kadar kaptırdım ki uzun bir süre ne anlattığıyla hiç ilgilenmedim. Sonrasında şarkıyı anlayarak dinlemeye çalıştığımda büyüsünün arttığını hissettim. Yalnızca o muhteşem sesiyle dahi duygularını çok güzel ifade edebiliyorken, yazdığı sözlerle kendisine hayran olmamamız için bir sebep bırakmıyor. Hattie, müzik listelerimin içinde hep yer alacak bir isim haline geldi. Sesinin dalgalarında kaybolmaya devam edeceğim. Sizlerin de kaybolması dileğiyle…

Twıtter: @HattieBox

KEŞFET

MAVIS STAPLES

23 Şubat 2018 — yazar Merve Yıldız

MavisStaples_2958-960x641.jpg

Planlı yaşamaya çalışıyorum, hayal ettiklerim ve sorumluluklarım için koşuşturuyorum. Bunlar beni çok yorduğu gibi geleceğime de taşıyor. Geleceğimse tüm belirsizliğiyle beni kendine daha fazla çekiyor. Belirsizlik kötüden daha kötüdür. Bu yüzden hızlıca ilerlemek istiyorum. Yolun sonuna gelip bir yenisine başlamak için sabırsızlanıyorum. Yine de zaman zaman dinlenmiyor değilim. Kendimi eski fotoğraf albümlerine bakarken bulabiliyorum. İlkokulda yazdığım günlüğümü okurken ya da lisede dinlediğim parçaları dinlerken… Evet elbette geçmişe de dönüyorum arada. Nereden ve nasıl bu noktaya geldiğimi görmek garip ve iyi hissettiriyor bazen.

Şu anki müzik zevkimin temelini lise yıllarında atmıştım diyebilirim. Eric Clapton, The Rolling Stones, Johnny Cash ve daha nicesi… Son zamanların modası elektronik müziğin kusursuz örneklerine tabii ben de kaptırdım kendimi. Ama bir doksanlar çocuğu olarak rock’n roll ve blues’un ruhundan tümüyle uzaklaşmam imkansız gibi geliyor. Bu yüzden de MAVIS STAPLES’i dinlediğim anda vuruldum. Sesine ve yeteneğinin çeşitliliğine hayran oldum. R&B, blues, caz ve gospel; müziğinde icra ettiği türler.

Kariyerine henüz 11 yaşındayken ailesiyle birlikte başlamış. İlk olarak kliselerde şarkılar söylemişler daha sonra ise birlikte The Staples Singers isimli bir müzik grubu kurmuşlar. Birçok albüm ve beraberinde Grammy dahil bir çok ödül sahibi olmuşlar. Aynı zamanda sivil haklar konusunda birçok çalışma gerçekleştirmişler. Her daim müziğin içinde yaşamış bir isimden bahsediyorum. Müzik zaten onun doğasıymış.

İlk solo albümünü 60’lı yılların sonunda çıkartmış Mavis Staples. Yetmişli, seksenli ve doksanlı yıllarda toplamda sekiz albüm çıkartmış. Babasının ölümünden bir süre sonra tekrar albüm yapmaya devam etmiş ve 2010 yılında son albümü “You Are Not Alone” en iyi Amerikan albüm ödülünü almış. Biraz dedikodu da yapacak olursak Staples’in Bob Dylan ile bir ilişkisinin olduğu da söyleniyormuş. Bob Dylan hayranı biri de olarak keyifle bahsettiğim bir dedikodu oldu bu. Eğer bu doğruysa aşk hayatında da doğru çıkışlar yaptığını anlıyor ve kendisine sarılasım geliyor.

Müzik endüstrisine, sivil haklara ve müziğe kattıklarıyla konuşulan bir isimdi Mavis Staples. Başarısının haklı getirisi ödüllerden ve övgülerden sonra artık onu dinlemenin vakti geldi diye düşünüyorum. Beni, dinlediğim anda geçmişe götüren ve gerçek anlamda kulaklarımın pasını silen Mavis Staples’ı en favori şarkımla buraya bırakıyorum. Keyifle dinleyin.

KEŞFET

MARRIAGES

14 Şubat 2018 — yazar Merve Yıldız

mar-960x640.jpg

Burada paylaşım yapmayalı uzun zaman oldu ama müzik dinlemeye hiç ara vermedik. Zaten bu söz konusu dahi olamaz. Topuk seslerinden kuşların kanatlarına, rüzgarın uğultusundan konuşmalarımıza kadar her şey içinde biraz müziği barındırıyor. Hayatın akışı içinde attığımız her adım da dansımızın bir parçası gibi.  Bazen bir başkasının müziğine ve dansına eşlik etmek istemiyoruz. Kulaklıklarımızı takıp ruhani özgürlüğümüze kavuşuyoruz. Biz tam da bu noktada karşınıza çıkıyoruz. Ruhani özgürlüğü çeşitli türlerde, dillerde ve kültürlerde birazcık destekleyelim istedik.

Hadi biraz da Marriages’in kimlerden oluştuğundan bahsedelim ve yeni bir sesle kulaklarımızın  pasını silelim. Marriages, Amerikalı bir rock grubu. Grubun vokalisti ve gitaristi Emma Ruth Rundle, basçı Greg Burns ve davulcu Adrew Clinco. İlk olarak 2012 yılında Kitsune isimli bir EP ile ortaya çıkmışlar. Son olarak ise 2015 yılında Salome isimli bir albüm yayınlamışlar. Ben tam da bu albümün içinde yüzüyorken size bunları yazıyorum.

Nostaljide boğulmadan doksanların post rock tadını alabileceğiniz taze bir albüm Salome.  Albümü dinlediğinizde daha çok Emma’nın sesinin ve gitarının yükselişte olduğunu göreceksiniz. Bir röportajlarında davulcu Andrew, grup olarak hep çeşitli mitolojiler ve dini ikonografi ile ilgilendiklerini. Kral II. Herod’un kızı Salome’nin, arketip büyü şöhreti; baştan çıkarmanın bir simgesi olduğunu dile getirmiş. Albümde ismini böyle anlamlı bir şekilde almış.

“Kistune” albümünü bir garajda geniş bir zaman diliminde kaydetmişler, Şarkılar arasında bir bütünlük oluşturmak  için uğraşılmamış. Her şarkının tek başına durabileceği, ilerleyebileceği bir hal almasını istemişler. Bu yüzden de her şarkı üzerinde uzun uzun çalışmışlar ve her birini bireyselleştirmişler.

Emma’nın performansı beni büyülüyor. Ruhani özgürlüğümde bana ihtiyacım olan enerjiyi vermeyi başardı. Buna hepimizin ihtiyacı var. “Salome” albümünden “Skin” isimli parçayı açıp, teşekkürler Merve gülümsemesiyle bu yazıyı kapatmanızı diliyorum. Uzun bir aradan sonra doksanların rock müziğinin tadıyla geri dönmek beni inanılmaz mutlu etti. Geçmişin ve geleceğin karmaşası içinde, en iyi hissettiren şeyleri çekip çıkarmaya devam edeceğim, edelim. Bu anı, geçmişin ve geleceğin ışığı altında yaşadığımızı unutmayalım.

Buraya favori olan parçamı bırakıp öyle  bitiriyorum, keyifli dinlemeler olsun.

 

 

 

KEŞFET

SARA NAEINI

3 Ekim 2016 — yazar Merve Yıldız

sara.jpg

Müzik, herkesin yaşamında mutlak bir yer edindi, bizi heyecanlandırdı, durağanlaştırdı, düşündürdü ya da düşünce gücünü alt etti bazen. Büyüleyici bir etkiye sahip. Yeni müzikler keşfetmek derdinde olan bense müziğin bende uzun süre hep aynı etkileri bırakmasından rahatsızlık duyuyordum. Tüm tınılar, tüm sözler birbirini tekrar ediyormuşçasına sıkılmıştım. Sonra bir akşam beni başka bir hisse taşıyabilen birine rastladım. Beni önce heyecanlandırdı sonra tümüyle hapsetti kendine. Sara Naeini.

Sara Naeini, 35 yaşında İranlı bir sanatçı. Aslında bir sporcu da diyebiliriz. On dört yaşına kadar jimnastik dalında hızla ve başarıyla ilerliyorken geçirdiği kaza sebebiyle bu alanda yolları kapanmış oldu onun için. İnsanın enerjisini ve inancını tümüyle yıkacak olan bu durumdan sonra onu yaşama elbetteki müzik bağlamıştı. On sekiz yaşına bastığında yeteneği artık fark edildi ve ilerleyebileceği yeni bir yol kazanmış oldu.

Küçük davetler, sonra birkaç turne derken işler gittikçe büyüyordu, zaten güçlü bir sese sahip olan Sara bir de eğitimlerle destekleyince beni büyülediği bu hale gelmiş oldu. Kendi yaşadığı ülkede kadınların şarkı söylemesi yasak olduğu için amerikaya yerleşti ve orada İranlı bir söz yazarıyla bu yolda ilerlemeye devam etti.

Beni iran edebiyatıyla tanıştıran isim oldu Sara. Sesiyle bıraktığı etki biraz korkutucu çünkü diplere köşelere ittirdiğim tüm duygularımı gün yüzüne çıkardı. Şarkıların sözlerindeki içtenlikte aynı etkiye sahip. İran müziği dediğime bakmayın, blues ve jazz esintileri de alabildiğim doğu batı sentezli bir müzik yapıyor.  Size onun en güzel şarkısını hediye ediyorum şimdi. Afiyetle dinleyiniz..

KEŞFET

PORCHES

15 Nisan 2016 — yazar Merve Yıldız

porches-960x640.jpg

Mevsimin güzelliğinin farkındasınız biliyorum. Eskişehir’de yaşıyorum ve her fırsatta saatlerce yürüyebileceğim, mevsimi iliklerimde hissedebileceğim yerler var burada. Yemyeşil ağaçların gölgesi altında Porsuk Çayı’nın kenarlarında ve gencecik insanların arasındayım. Burada değilseniz sizleri biraz kıskandırıyorum farkındayım. Ama duygularımı bu derece yükselten güzellikleri paylaşmak gereği duyuyorum ısrarla. Ağacın gölgesinden sıyrılıp güneşin kemiklerimi ısıtmasına izin verdiğim anda kulağımda bir ses yükseliyor ve adımlarım ritimleniyor. Güneşle dans ediyorum.  PORCHES dinliyorum.

New York’un yerli gruplarından Porches yavaş dans müzikleri yapan bir grup Porches. Uzun zamandır dinliyorum ve artık bana çok ünlü bir grupmuş gibi gelmeye başladı. Hepiniz biliyor dinliyorsunuz sanki. Ama aksine henüz populariteye ulaşamamış.Vesile olalım böylece biz de. Grubun gelişimi hakkında bir bilgiye ulaşamadım açıkçası ama sanırım çok da gererkli değil. Şimdilik önemli olan sevebilmeniz.

İçinizi yumuşatıcak  bu parçaları belki bir partide önermek isteyeceksiniz ya da birazdan bu yazı bittiğinde en yakın arkadaşınıza, belki sevgilinize… Benim için öneri noktası da bu blog oldu elbette. Buyursunlar efendim.

KEŞFET

BEAU

29 Mart 2016 — yazar Merve Yıldız

beau-1.jpg

Son zamanlarda aradığım tadı buldum diyebilirim. Zaten sürekli olarak kötü şeyler olurken dingin müzikler dinlemek hiç de içimden gelmiyordu. Beau beni kurtarmış oldu bir nevi. Canlanmaya ihtiyacımız var, hareket etmeye ve umuda bu yüzden kendimizi küçük şeylerle desteklemeliyiz; aşkla, müzikle, doğayla…

Beau iki New York yerlisi yakın arkadaştan oluşan bir grup. Sadece 20 yaşındalar ve özgürce, özgün bir EP yayınladılar. Aynı mahallede birlikte büyümüşler ve 13 yaşındayken birlikte gitar çalmaya başlamışlar, üstelik gitarı youtube üzerinden öğretici videolar izleyerek öğrenmişler. Şarkıları şiir defterlerinden ve günlüklerinden esinlenerek yazıyorlarmış ve okullarındaki drama dersi de onlar üzerinde etkili olmuş. Kendilerini Lana Del Rey ile karşılaştırdıkları zaman farklı olduklarını düşünüyorlar çünkü Lana Del Rey’in aksine doğu sahillerine sadık bir müzik yaptıklarını söylüyorlar. Evet ben de bir benzerlikleri olduğunu düşünmemiştim.

Keyifli dinlemeler olsun.

KEŞFET

GLEN HANSARD

5 Mart 2016 — yazar Merve Yıldız

glen_hansard.jpg

Bu defa bir keşifle değil de öneriyle geçiyorum karşınıza. Belki rastlamış ve dinlemişsinizdir Glen Hansard’ı. Sizdeki etkisi ne olur bilemiyorum ama ben bu adamı dinlediğim anda dağıldım. Özellikle Return isimli parçasını dinlediğimde tüylerim ürpermişti. Uzun zaman sonra yüzeysel düşüncelerden arınıp derinlerine indim bazı şeylerin. Bir şekilde bastırdığım duygularımı gün yüzüne çıkardı. Ruhuma dokunan bu adamı, bu sesi tanıdığım için şanslı olduğumu hissediyorum.

Glen Hansard 45 yaşında İrlandalı bir müzisyen, söz yazarı ve oyuncu. The Frames  ve The Swell Seoson olmak üzere iki grubu olmuş bu zamana kadar. 13 yaşındayken okulu bırakmış, sokak müziği yapmaya başlamış ve 20 yaşında The Frames grubunun vokalisti ve gitaristi olmuş. Daha çok The Once filmindeki performansından sonra tanındığını söyleyebilirim. 2007 yılında Bob Dylan’ın birkaç parçasını kaydetmiş bir film için ve sonrasında birçok filmin müziğini yapmış. Konserler ve albümler bu sürecin beraberinde gelmiş. Elbette solo albümü de var Hansard’ın, ben zaten yalnızca onu dinliyorum uzun zamandır. Sizlerin de severek dinleyeceğini düşünüyorum.

KEŞFET

WORLD’S END PRESS

2 Şubat 2016 — yazar Merve Yıldız

worldsendpress-960x685.jpg

Tertemiz bir hava var bulunduğum şehirde. İyi hissetmem için en etkili sebep. Camı perdeyi sonuna kadar açtım ve son ses WORLD’S END PRESS dinliyorum.

World’s End Press disko ve dans müzikleri yapan Avusturalyalı bir grup. Kendileri hakkında pek bir bilgiye ulaşamadım ama doğru bir ahenk oluşturduklarını, insanı yormadan eğlendirebildiklerini söyleyebilirim. Canlı performanslarından bazı kesitleri izlediğimde anladım ki kulaklıkla evinde otururken dinlemek yeterli gelmiyor, gidip canlı dinlemek  gereksinimi duyuyor insan. En son geçtiğimiz ekim ayında bir EP yayınlamışlar.

Son zamanların gözdesi haline gelen türde bir müzik yapıyorlar, ben bu türe kendimce salınası sesler diyorum. Yaptıkları müzik oldukça cezbedici. Çünkü kafam dağılmış bir şekilde öylece özgürce salınmak tam da dozunda bir eğlenceymiş gibi geliyor. O anın içinde kaybolmak gibi.

Dinlerken kendinizi Avusturalyada seyahatteyken, gece vakti bir barda canlı olarak dinliyormuşsunuz gibi hayal edin. Gerçeğe yakın bir etki, gözlerinizi kapatın…

KEŞFET

DOE PAORO

31 Ocak 2016 — yazar Merve Yıldız

doe-960x960.jpg

Yetinemediğimizin farkındasınız öyle değil mi? Garip varlıkarız. Sahip olduğumuz onca şey bir şekilde yetmiyor bize. Daha iyisi olmasa bile bir tane daha olsun istiyoruz. Sıkılgan varlıklarız. Sürekli olarak değişim ihtiyacındayız, öyle ki hayatımda dinlediğin en iyi ses , iyi sanatçı şeklinde nitelendirdiğim birine bir ay sonra doymuş ve hatta sıkılmış olarak veda edebiliyorum. Ve listemde yeni bir isimle devam ediyorum; DOE PAORO.

Muhteşem bir ses olduğunu belirterek giriş yapmak istiyorum. Bundan daha net bir ifadem olamaz diye düşünüyorum  çünkü. New York doğumlu söz yazarı ve sanatçı Doe Paoro, kendi kendini yetiştirmiş piyanist ve vokalist. Himalayalar üzerinden bir geziye çıkmış ve bu süreç onun için sessiz bir meditasyon olmuş, bu meditasyonun olumlu etkileri yeteneğine, müziğine de uğramış ki sonrasında 2011 yılında Fature Island isimli bandını piyasaya sürmüş. Şimdilerdeyse son albümü After yayınlandı.

Müzik önemli, insanoğlundan ve tüm karmaşalardan soyutlayabilen mucizevi bir güç. Kulaklarımdaki ses kendinden emin, yerli yerine oturmuş ve üstelik farklı, etkileyici bir sound ile bir arada. Soyutlanıyorum bir şeylerden…

Video kliplerini de izlemenizi öneriyorum elbette ama ilk olarak beni kendine hayran bıraktığı bir performans kaydını dinlemeniz gerektiğini düşünerek ekleyeceğim buraya. Sese odaklı keyifli dakikalar olsun…

KEŞFET

JARED AND THE MILL

22 Ocak 2016 — yazar Merve Yıldız

jatmpress2.jpg

Klasik bir Amerikan müzik grubu diyebileceğimiz bir gruptan bahsedeceğim. İlk dinlediğimde şarkıların biraz sakin olduğunu düşündüm ama sonrasında ilerleyen kısımlarında hareketlenen ve enerjimizi yakalayan bir kıvama geldiğini gördüm. Bahsettiğim grup Jared & The Mill.

Hepsi Phoenix ve Arizona bölgelerinde doğup büyümüş, 2011 yılında müzik yapmak için bir araya gelmiş altı kişilik bir grup. Bestelerini başlarda sokakta seslendirmişler, sonrasında turneler başlamış ve şimdi iki adet albümleri bulunmakta.

Bu kadar çok insanın bir araya gelip müzik yapmasını hep çok sevdim. Aralarındaki iletişimi ve birliği görmek mutlu etti beni. Kendilerinden bahsettikleri bir blogda biz sadece arkadaş değiliz, bir aileyiz yazdığını gördüğümde hissettiklerimde bunlardı. Jared & The Mill çok tatlı,  farklı enstümanların ve seslerinin bir bir araya geldiği bir birleşim olmuş.

Dinlemeye başlamanız için ilk önerim Hold On parçası olsun.

KEŞFET

TOR MILLER

13 Ocak 2016 — yazar Merve Yıldız

tommiller-960x640.jpg

Bugün inanılmaz güzel bir gün. İri iri kar taneleri düşerken, pencerimin kenarında oturuyorum ve uzun zaman sonra beni çok heyecanlandıran birini dinliyorum. İnsanlar beni heyecanlandıran işler yaptığında ve yeteneklere sahip olduğunda daha fazlasını görmek istiyorum. Bu harika enstürmansal bir show da olabilir, annemin öreceği değişik desenli bir kazak yahut başarılı bir köşe yazısı da.

Evet artık Tor Miller’dan bahsetmenin vakti geldi artık. Alternatif pop içinde harmanlanmış buluyoruz kendisini. Erken yaşlarda David Bowie, Elton John gibi isimleri dinleyerek müziğe ilgisini keşfetmiş ve annesi de destekçisi olmuş. Lisede bir pop-punk grubunda çalmış ve sonrasın üniversitede müzik okumayı tercih etmiş. Haftasonlarını birkaç mekanda piyano çalarak geçiriyormuş. 2014 yılının başlarında bağımsız bir plak şirketiyle anlaşan Miller, bundan kısa bir süre sonra program uyuşmazlıkları nedeniyle New York Üniversitesi’ni terk etmiş. Olumlu yorumlar alan “Midnight” şarkısını içeren dört şarkılık çıkış EP’si Headlights EP ise Şubat 2015’te çıkmış.

İlk kez klibini izlediğimde beni her anlamda 60’lı yıllara götürmüştü, o yıllardaki şarkılarla; Bob Dylan, Johnny Cash gibi isimlerle büyüdüğüm için beni etkisi altına alması saniyeler sürdü.

Zaten piyanonun tınıları ve sesinin güzelliğiyle en baştan gözlerimi açmama sebep olmuştu sonrasındda parçadaki yükselişlerle evet dedim, bu benim. Müzik listemde tüm şarkılarıyla yer aldı bile. Sizin de seveceğinizi tahmin edebiliyorum. Buyursunlar efendim, dinleyelim.

KEŞFET

RA RA RIOT

9 Ocak 2016 — yazar Merve Yıldız

rarariot-960x630.jpg

Etrafta çok fazla insan var. Cafelerde yer kalmamış, gideceğim filmin biletleri tükenmiş, mağazadaki kasa kuyruğunda biraz daha beklersem yere yığılacağım ve bir de işlerimiz var öyle değil mi? Sınavlarımız var, para kazanmamız gerekiyor, üstelik temizlik yapmayı, doğum günlerini ve ailemizi aramayı unutmuyoruzdur umarım…

Kendimize bir gün armağan edelim istiyorum, güzel fikir biliyorum, düşüncelerinizi duyar gibiyim. Şehirden uzaklaşalım diyorum, sorumluluklarımızdan ve kalabalıktan. Küçük bir yolculuk olsun ve bize RA RA RIOT eşlik etsin. Çünkü biraz salınmaya, biraz keyiflenmeye de ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Ra Ra Riot inanılmaz tatlı, yanaklarını mıncırmak  isteyeceğiniz türden bir grup. Çello, keman, gitar gibi çeşitli enstrümanlar çalan beş kişilik bir birliktelik.

Grup ilk olarak 2006 yılında üniversite kampüslerinde, evlerde ve mekanlarda çalmaya başlamış. Sonrasında müzik şirketlerinin de dikkatini çekebilmek için enerjik canlı şovlarını bantlara çekmeye başlamışlar ve Şubat 2006 tarihinde bir demo kaydetmişler. Bunun üzerine bir müzik sitesi “uzun zamandır duyduğum en iyi genç gruplardan biri” başlığıyla paylaşımda bulunmuş ve orada da birçok olumlu yorum almışlar. Amerika ve İngiltereyi gezip radio programları ve festivallerde yer almışlar.

Şu ana kadar ki albümleri; The Rhumb Line (2008), The Orchard (2010), Beta Love (2013), Need Your Light (2016)

Özgür hissettiren bir tınıları var sanki. Hayalini kurduğumuz yolculuk için var olmuşlar gibi. Size önünüzdeki ilk özgür gün için yolculuk ve müzik önerilerim bu kadardı şimdilik. Daha sonra tekrar görüşmek üzere.

KEŞFET

EMILY KING

31 Aralık 2015 — yazar Merve Yıldız

emilyking.jpg

Yılın artık son gününe geldik. Şu an saat akşamüstü dört civarı ve hepinize tek tek ne yaptığınızı sormak istiyorum sanırım, çünkü muhtemelen girmiş bulunduğunuz teleşı görmek istiyorum. Hanginiz kötü bir yılın bitişini kutlayacaksınız ya da hanginiz yeni bir yılın heyecanını? Niyet her ne olursa olsun bu gecenin bende ki tek etkileyiciliği tüm dünyada aynı değerde oluşu. Gerçekten de neredeyse tüm dünyanın ortak sahip olduğu nadir (ya da acaba tek mi?) etkileşimlerden biri. Bir gece klübünde, herhangi bir şehrin barlar sokağında tehlikeli eğlenceler planlamıyorsanız. Evinizde otururken yahut arkadaşlarınızla toplandıysanız bilincinizi yenileyecek bir şeylere ihtiyaç duyarsınız belki? Yeni bir sürü bilgi, deneyim ve belki müzik…

Bu akşam sizlere Emily King’den bahsedeceğim. Sesinin güzelliğini nasıl betimleyeceğim bilemiyorum, çünkü yetersiz kalmayı hiç istemem. Yumuşak bir zenci gırtlağına ve daha nicesine sahip. Sesindeki iniş çıkışlarla dinç bir dinleyiciye dönüştürüyor bizi adeta. Hem çok güçlü hem de tertemiz bir sese sahip.

Ve tüm bunların karşılığını resmi olarak da alıyor; Emily, Grammy ödüllerine aday gösterilmiş Amerikalı şarkı yazarı ve şarkıcı. Kariyerine 2004 yılında başlamış ve ilk albümü East Side Story 2007 yılında yayınlanmış. Karşılığını aldığının bir diğer göstergesi; en iyi çağdaş R&B albümü ödülüne de aday gösterilmiş. 1985 yılında New York’da doğmuş. Ailesiyle birlikte küçük bir apartman dairesinde yaşıyormuş. Emily’nin müziğe yatkınlığı ailesinden geliyormuş anlaşılan, anne babası da birlikte şarkılar söyleyen bir ikiliymiş. 16 yaşında liseyi bırakmış ve müziğe kariyerine odaklanmış. Birçok yerde sahne almaya başlamış ve olması gerektiği gibi bir yapımcı tarafından keşfedilmiş. Devamında da kayıt anlaşmaları ve albüm geliyor tabi…

Önce ailesi, sonra yapımcılar, resmi ödül törenleri derken birçok defa keşfedilmiş Emily ama bizler biraz geride kalmışız gördüğünüz üzre. Şimdi biz de yerimizi alalım keşfedenler arasında ve devamlı olsun bu şekilde. Yeni yıl için yeni bir keşif olmuş olsun. Keyfiniz yerinde, şansınız bol olsun, iyi seneler.

KEŞFET

NADINE SHAH

23 Aralık 2015 — yazar Merve Yıldız

nadine-shah-header-01-960x640.jpg

Enerjimizi yılbaşı gecesine saklayalım ve biraz durağanlaşalım istiyorum şimdilik.  Yeni bir yıla girmeden önce biraz düşünmeye, bir şeyleri tartmaya ihtiyacımız olduğuna inanıyorum, sonrasında yılbaşı gecesi dilediğimiz kadar dans edebilir ve eğlenebiliriz. Önce; yeni kararlar alabilme yolunda, bu korkunç soğukluktaki günlerde, sıcak bir şeyler eşliğinde Nadine Shah dinleyelim.

Nadine Shah; İngiliz şarkıcı, söz yazarı ve müzisyen. Babasından yana bir Pakistan geçmişi de olan Nadine İngiltere’de doğmuş ve büyümüş. Mental sağlığa ve düşünceye önem ve öncelik vermiş her zaman ve sosyal yaraları irdelemiş. Bu sebeple de ilk albümü trajik olayların etkili olduğu bir çalışma olmuş.

İlk olarak 2012 yılında bir Aching Bones adında bir EP çıkarıyor, sonrasında 2013 yılında Deary Town adında bir EP ve Love Your Dum and Mod adında tam bir albüm geliyor. Son olarak ise 2015 Nisan ayında Fast Food albümüyle buluşuyoruz.

Birçok yardım derneğinde gönüllü olarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Nadine bahsettiğim gibi sosyal ve mental yaralar üzerine çok duruyor. Şarkıların sözlerinde, yapılan röportajlarda bipolar bozukuk rahatsızlığına sahip erkek arkadaşının intiharı, babasının müslüman oluşu sebebiyle yaşadağı ırkçılık problemleri gibi yaşamında büyük etkiler bırakmış olayların izlerini görmek zor değil. Bunlarla savaşıyor, ve güçleniyor.

Ses tonundaki durağanlığa rağmen bağırıyor, isyan ediyor ya da çırpınıyormuş gibi bir etki bırakıyor üzerimde. Koskocaman bir yıl boyunca yapılan, yaptığım yanlışları yüzüme vuruyor ve kendine gel diyor sanki. Beni sakinleştirdiği gibi aynı zamanda harekete geçiriyor. Sizde de benzer etkileri bırakacağına eminim. En sevdiğim şarkısı ile tanımanız için, buyursunlar…

KEŞFET

LAZY HABITS

19 Aralık 2015 — yazar Merve Yıldız

lazy-960x640.jpg

Son zamanlarda alışkın olmadığım bir şekilde istikrar hakim oldu yaşamıma. Okul, kurs, aynı insanlar, aynı müzikler derken beni tüm bunların içinden çekip kurtaracak bir şeyler arıyorum artık kendime. Bu işe ilk olarak müzik ile başlayacağım, çünkü diğer değişimlerin tabanını oluştursun istiyorum.

Uzun zamandır dinlediğim alternatif rock müzikten uzaklaşıyorum ve inanılmaz heyecan duyduğum bambaşka bir tarzla başlıyorum güne. Ne kadar zaman oldu hip-hop dinlemeyeli? Benim oldukça uzun yıllar olmuş. Peki acaba hiç hip-hop müziği caz ile harmanlanmış buldunuz mu? Böylesine ben de ilk kez rastladım ve sizi de hemen onlarla tanıştıracağım.

Lazy Habits, ilk ve kendi adını taşıyan albümlerini Kasım 2012’de çıkartmış, dünya çapında tanınmaya başlanmış Londra merkezli bir grup ve İngiltere hip-hop listelerinde ilk onda yer alıyor. Mos Def, Bonobo & Chali2na gibi turnelerde de kendilerini kanıtlamışlar. Birçok eleştirmen tarafından beğeni toplayan grubumuz sanılanın aksine geniş bir kitleye hitap ediyor. Modern İngiliz kültürünü, kent yaşamını, cinsiyet, kıskançlık, ilaç kullanımı gibi konuları tema alan sözleriyle buluşturuyorlar bizi.

Youtube üzerinden dinlenmedik kayıt bırakmadım sanırım, önce en sevdiğim parçayı ardından da Sofar London sahnesindeki bir performanslarını paylaşacağım aşağıda. Muazzam canlı deneyimlerine rastlayacaksınız, yaratıcı ve ince ritimler. İşin en hayran olunası kısmı ise zaman zaman duyduğumuz çello ve saksafon sesleri. Gerçekten neşeli ve çekici bir birleşim ortaya koymuşlar.

Birlikte dinleyelim…

KEŞFET

BİZ

10 Aralık 2015 — yazar Merve Yıldız

biz-960x288.png

Nasıl bir zaman dilimindeyiz? Sıcak yataklarımızdan çıkmamak için, havanın iliklerimize işleyen eksili derecelerinde parmaklarımızın buzunu eritmek için girdiğimiz kafelerde kahvemizi yudumladığımız bir zaman dilimi. Sadece ısınmak ve karnımızı doyurmak istiyoruz. Ama izninizle ben biraz da müzik rica edeceğim. Bana yalnız olmadığımı hatırlatacak bir şeyler. BİZ gibi…

Evet tüm bu monotonluğun içersinde Biz dinlemek istiyorum. Sebebiyse dinlerken bana eşlik ettiklerini hissediyor olmam. Beni alıp götürmüyorlar, benimle birlikte geliyorlar ve benim ihtiyacım olan şey de tam olarak bu. Şimdi biraz nasıl kurulduklarından ve gelişimlerinden bahsetmek istiyorum, sonrasında beraberce dinleriz.

Ortak okul, ortak arkadaşlar derken bir araya gelip 2008 yılında kurulmuş bir alternatif rock grubu. Aslında kimya mühendisi, mimar gibi mesleklere sahip olan üyelerimiz hayatlarının önceliğine müziği yerleştirmeyi tercih etmişler. Görüyorum ki bu tercih onlar için de biz dinleyicileri için de mutluluk verici olmuş. Grup, isimini sahip oldukları ve dinleyenlerine de yansıttıkları beraberlik ve samimiyet duygularından esinlenerek bulmuş. Yerli yerinde bir buluş.

Grup 2010 yılında katıldıkları Rock’n Dark yarışmasında yüzlerce yarışmacı arasından ilk üçe girerek ilk yükselişlerini yakalamış, sonrasında 2012 yılında ilk albümleri “Müzik İstiyoruz”u  piyasaya sürmüşler. Çok sayıda festivalde, sergide ve İstanbul Live, Peyote, Roxy gibi mekanlarda sahne almışlar, alıyorlar. İlk albümdeki şarkıların sözleri grup üyelerinden Mehmet Güren’e ait. İkinci albümde ise söz ve bestede daha ortak bir çalışma var, albümün ismi, ise “Geceleri Gel”

Düşünceden görselliğe ve grubun ismine varıncaya kadar her konuda minimal, özgün ve en çok da samimi olabilmeyi başarmışlar. Bir röportajlarında tüm içtenlikleriye sadece sevdikleri için yaptıkları bu işte herhangi bir kaygı duymadan her zaman devam edeceklerini söyleyen BİZ için bol şans ve başarı dliyorum. Tüm içtenliğimle üçüncü albümü bekliyor olacağım. Aşağıya Müzik İstiyoruz albümünden ilk klip çalışmasını bırakıyorum. Unutmadan ve ikinci olarak Pixes’den coverladıkları where is my mind aşağıda olacak. Haydi dinleyelim.

 

KEŞFET

THE STANFIELDS

1 Aralık 2015 — yazar Merve Yıldız

F_4qWooM.jpeg

Uzun bir aradan sonra tekrardan merhaba arkadaşlar.  Yazmadığım süreç içersinde sizlerle paylaşacağım çok müzisyen biriktirdim ve bugün başlamak için Kanada’lı bir müzik grubu olan The Stanfields’ı seçtim. Kanada’dan çıkmış daha ne kadar kaliteli insanlardan basedeceğim merak ediyorum doğrusu, bu ülkede büyü yapıldığına inanacağım neredeyse.

AC/DC nin yaramaz çocukları olarak da adlandırılan grup Kanada kültürel müziğinin ezgilerini barındıran Hard – Rock tarzı müzik yapıyorlar. İlk kurulduklarında da rock ve country parçalarından coverlar yaparlarmış. Grup bana ilk dinlediğim zamanlarda biraz Beatles belki biraz da Morrisey’i anımsattı. Bu sebeple sevgim ve samimiyetim iki katına çıkmış bulundu. Ve sanırım vokalde Jon Landry’in sesinden hafiften bir Jojnny Cash tadı alıyorum, ve onun hayranı olarak bana verdiği keyfi siz düşünün.

Vokalde Jon Landry, gitarda Jon Landry ile birlikte Jason Maclsaac, buzukide Callen Kinnedy ve davulda Mark Murphy gibi isimler var. Ben bir şarkının soundundan etkilendiğim zaman bunu oluşturan herkesi tek tek görmek ve tanımak istiyorum. O yadsınamaz performansları karşısında saygıyla eğilmek istiyorum. Dinledikçe tanıyasım ve dinledikçe dinleyesim geliyor The Stanfields’ı.

Grup 2008 yılında kuruldu. İlk albümleri Vanguard Of The Young & Reckless 2010 yılında yayınlanmış. 2012 yılında Death & Taxes albümü takip etmiş. 2013 yılında da üçüncü albümleri For King And Country yayınlanmış. Grubun en son albümü ise geçtiğimiz Eylül ayında Modem Operandi ismi ile yayınlanmış.

KEŞFET

ALLIE X

28 Ağustos 2015 — yazar Merve Yıldız

Allie-X-Collxtion1.jpg

Uzun zamandır beni bu kadar heyecanlandıran bir şey olmamıştı. Kısa bir süre önce Youtube’da dolanırken yanlış bir tıklama ile keşfettiğim Allie X güzel tesadüflerin varlığına inandırdı beni. Ablalarım sayesinde müziğin nostoljisine de hakim olabildim. Geçmişten günümüze doğru geldiğimizde oluşan değişimi görebiliyorum. Artık maddi olanağa sahip herkesin karşımıza çıkıp sözde müzik yapabildiğini de görüyoruz hepimiz. Maddiyat her zaman geçerli  bir etkendi kabul edebiliriz fakat yine de bir süzgeçten geçiliriliyordu sanırım.  Her neyse günümüz müzik sektörünü yermeyi bırakıp aslına birçok güzelliği de beraberinde getirdiğini ispatlamak adına  Allie X’e dönüyorum. Sesiyle, müziğiyle, videolarıyla ve konser performanslarıyla beni her açıdan etkilemeyi başarmıştı. Kim olduğunu irdelemeden geçemezdim…

Asıl ismi Alexandra Ashley Hughes, kendisiyle ilgili bilgi paylaşmak konusunda çok rahat değil aslında. Catch video klibinde tüm yüzü görünse de suratını çoğu zaman gizlemeyi tercih ediyor. The star gazetesiyle yaptığı bir ropörtajda devamlı olarak sakin kalmakta ve karar vermekte zorlandığını açıklayan sanatçının ismindeki X harfi , cebirdeki x harfini, yani bilinmezi temsil ediyor. Lisedeyken bir sanat akademisinde klasik piyano ve şan dersleri alan Allie X, Sheridan üniversitesinde sahne sanatları bölümünden mezun olmuş.

Allie X bana Björk’ü anımsatmıştı ilk başta ama özgünlüğünü koruduğunu düşünüyorum. Catch tüm şarkılarıyla dinlemeye değer bir albüm olmuş. En favorim olan şarkı ise Sanctuary oldu. Yaratıcı video kliplerini izlemeden geçmemenizi öneriyor ve keyifli günler diliyorum.

KEŞFET

SALT ASHES

13 Ağustos 2015 — yazar Merve Yıldız

salt-ashes-960x540.jpg

Son zamanlarda elektronik-pop müziğe meyletmem farkediyorum ki paylaşımlarıma da yansımış durumda.  Zaten bu yaz sıcağında hüzünlenmek yerine eğlenmeyi amaçlamalıyız bunun için de elektronik-pop en ideali oluyor benim için.

Bu tarzda etkileyici olan ensturmanların koalisyonu sanırım çünkü dinlerken odaklandığım nokta her zaman sound oldu. Salt Ashes da sound konusunda beni çok etkilemişti.

Derin, soğuk ve karanlık içinde bir ışık, vokal Vegia Sanchez. Kesinlikle çok yetenekli. Çok sevdiğim bir şekilde tabir edeceğim, Vegia sesiyle sörf yapıyor. Bu da tüm şarkı boyunca odağınızı ondan ayırmanızı engelliyor.

Keyfim yerine gelsin düşüncesiyle dinleyebileceğiniz bir isim Salt Ashes. Özellikle Raided şarkısını dans etmeden dinlemekte zorluk çekeceksiniz.

KEŞFET

SHARON VAN ETTEN

21 Temmuz 2015 — yazar Merve Yıldız

SVE_Newport_2012.jpg

Sharon Van Etten’ı tanımamın garip, hüzünlü bir hikayesi var tabi ama bunu bireysel bloğumda yazabilirim ancak. Size şimdi onun müzikal kariyerinden ve belki biraz karakterinden bahsedeceğim.

Sharon Van Etten otuz dört yaşında Amerikalı bir müzisyen ve söz yazarı. Kariyerine çok geç başlıyor Sharon çünkü üniversite döneminde aşık olduğu adam onu desteklemek yerine engelliyor, yeterince iyi olmadığını söyleyip gitarını kırıyor ve ailesiyle görüştürmüyor. Sharon bu zulmü beş yıl çektikten sonra ailesinin yanına dönüp hayatına yeniden devam ediyor ve daha sonra yirmi dört yaşında New York’a taşınıp hayallerini gerçekleştirmeye başlıyor.

İlk albümü Because I Was In Love (2009), yalnızca onun sesi ve klasik gitarının olduğu tüm yaşadıklarının ardından duygu yüklü bir albüm. Sonrasında Epic (2010) başka ensturmanlarında yer aldığı daha grup havasında bir albüm oluyor. Tüm albümlerinde farklı bir etki var, son albümü Are We There ise artık eski sevgilisinin yaşattıklarından ve diğer tüm sıkıntılarından arınmış, yeni hayallerinin izlerinde bir albüm.

Uzun zamandır birlikte çalıştığı bir ekiple turnelere çıkıyor. 2012 yılında İstanbul’da da sahne almışlardı, malesef ki henüz keşfetmemiştim kendisini. Sharon karşısında oturup dertleşebileceğiniz “bizden” biri gibi. Bir sanatçıda kendimizi bulmamız her zaman mümkün değildir. Son olarak hayranı olduğu stand-up sanatçısı Tig Notaro’nun hayat hikayesinin anlatıldığı bir filmin kapanış kısmı için Words şarkısını besteledi.

KEŞFET

FLORRIE

10 Temmuz 2015 — yazar Merve Yıldız

florrie-1459253941.jpg

Birden fazla yeteneği olan insanlar beni hep heyecanlandırmıştır. Her birinde de başarılı olabildiyse idoller listeme almışım demektir. Şimdi tam olarak böyle birinden bahsedeceğim. Fotoğrafı gördüğünüzde onu model sanacaksınız belki, haklısınız da. Florrie bir model ama aynı zamanda bir besteci, özellikle davul olmak üzere birçok ensturman çalabiliyor ve üstelik solist.

Florrie 1988 İngiltere doğumlu. Babasının Beatles kayıtları ile büyümüş. Küçük yaşta müzikle uğraşmaya başlamış ve davula ilgisi de altı yaşındayken gittikleri bir Yunanistan tatilinde başlamış. Davuldan bahsetmişken Shot You Down klibi şiddetli tavsiyemdir. Bu klipte müthiş bir performans sergiliyor.

Solo kariyerine 2010 yılında başlayıp son zamanlarda modern pop ritimlerini ve elektronik müziği ile birleştirmiş Florrie. Şu ana kadar 4 EP’i  yayınladı. Bunların içinden en sevdiğim iki video klibini paylaşıyorum sizinle…

KEŞFET

SUNSET SONS

1 Temmuz 2015 — yazar Merve Yıldız

sunset-sons-960x641.jpg

Sunset Sons diye diye başınızın etini yemek istiyorum arkadaşlar. Çünkü se vi yo rum. Başımı öne arkaya sallayıp “ı am the only one, she want” söyleyerek ses kirliliğine sebep oluyorum evde sürekli, kulaklığımdan duyduğum kalitenin aksine, ama olsun.

Harikulade soundları ve vokal Rory Wlliams’ın sesi ve kendine özgü çıkardığı sesler grubu diğerlerinden ayırmış. Salaş takılmaları ve doğallıkları onları daha da samimi kılmış.

İşinizi gücünüzü, her şeyi geride bırakıp tatile gittiğinizi hayal edelim. İşte tam olarak o tatil yolculuğunda arabada giderken son ses dinleyebileceğimiz bir grup Sunset Sons. Valizlerinizi yerleştirip bahçede bir yorgunluk yemeği hazırlarken hala dinliyor olacaksınız.

No Bad Days sayesinde yükseldiler, yani içinde Mecidine ve Remember gibi parçaları barındıran o albüm. Bu demek oluyor ki benim için She Wants parçasını tükettikten hemen sonra No Bad Days albümüne sarılabilirsiniz.

KEŞFET

KAT VINTER

8 Haziran 2015 — yazar Merve Yıldız

kat-vinter-960x639.jpg

Sanırım Almanya artık benim için bir şeyler ifade etmeye başlıyor. Üst üste tanıyıp sevdiğim kaçıncı müzisyeni barındırıyor sınırlarında… Kendime hayran olabileceğim yeni birini buldum.  Huzurunuza Kat Vinter’ı sunacağım.

Kat Vinter 2012 yılında Berlin’de ortaya çıkmaya başladı. Avusturalyalı göçmen bir müzisyen. Bazen yerel müzisyenlerle çalışmış bazen de dumanaltı barlarda köşesine çekilip söz yazarmış. Bir gün Alman bir beat uzmanı Hannes Büscher’le tanışmış. Hip-hop ritimlerini, yerel davulları ve synths vokallerin harmanı bir müzik yapıyomuş. Sonra tekrardan bir solo müzisyen olarak doğmuş.

Tüm kliplerini tek tek izledim, kaliteli bir sanatçı. Güzelliğinden bahsetmeyeceğim fark edeceksiniz. Size birkaç parçasını önereceğim, mutlaka izleyin ve dinleyin istiyorum.

Sooner Or Later, One Way Mirror, dinleyenlerin aklına ilk Stonheart şarkısı gelir ama beni kendine olarak Downtime ile tav etmişti.

KEŞFET

KREWELLA

24 Mayıs 2015 — yazar Merve Yıldız

Krewella2-960x621.jpg

Son zamanlarda çok fazla durulmuşum, canlanmam lazım. Sizleri de biraz etkileyeyim ve Krewella ile tanıştırayım. Krewella bana eski erkek arkadaşımdan kalanlardan, size de benden kalsın bakalım.

Grup Jahan Yousaf, Yasmine Yousaf ve Kris Trindl tarafından ABD, Illinois’de 2007 yılında kuruldu. 2010 yılına kadar bar ve diskolarda çalmışlar müzikal kariyerleri ise asıl olarak 2012 yılında yayımladıkları “Killing’ it” isimli single ile başlamış. İlk albümleri “Get Wet” ise 2013 yılında çıkarıldı.

Son yıllarda gençlerin yeni gözdesi elektrodans, dubstep grupları arasında etkili bir grup Krewella. Şimdilerde Ultra music 2015 gibi büyük konserlerde özellikle remix versiyonlarıyla sahne alıyorlar ve Hardwell, Nicky Romero gibi önemli isimlerle yaptıkları parçalar da keşfetmeye değer.

“Alive, Live for the Night ve Legacy” şarkıları en çok tutanlar arasında fakat daha iyileri de var. Benim favorimse işte sizlerle…

KEŞFET

SARAH BLASKO

9 Mayıs 2015 — yazar Merve Yıldız

sarah.jpg

Tekrardan Avusturalya doğumlu bir indie-pop mucizesiyle kaşınızdayım arkadaşlar. 1976 doğumlu Sarah Blasko hem söz yazıyor hem de ipeksi, yumuşacık sesiyle seslendiriyor.

Bizi kendisiyle ilk kez 2004 yılında çıkardığı “The Overture & The Underscore” albümü ile buluşturdu. En son da 2012 yılında “I Awake” olmak üzere beş albümü bulunuyor. Çıkardığı albümlerle en iyi kadın sanatçı ve en iyi albüm gibi ödüller de alarak yeteneğini kanıtlamış Blasko 2013 yılında Babylon İstanbul’da sahne almış. Konserlerinde sesiyle olduğu kadar beden dilinin uyumuyla da dikkat çekiyormuş. İki hemcins arkadaşıyla kurduğu Seeker Lover Keeper isimli grupla birbirlerinin yazdıkları şarkıları seslendirdikleri bir albümleri de var.

İnsanı birden bire durultan bir tonu var Sarah Blasko’nun. Ve mutlaka izlemenizi önerdiğim ilginç görselleri olan klipleri. Hüzünle karışık huzurlu bir dinleyiş bekliyor sizi, buyurun arkadaşlar…

Twitter: @sarahblasko

KEŞFET

KAT FRANKIE

22 Nisan 2015 — yazar Merve Yıldız

kat-frankie.jpg

Soğuk bir kış gecesinde rast geldiğim bu inanılmaz duruluktaki ses içimi ısıtmıştı. Tüm gece “happy” şarkısını dinledikten sonraki gün tüm albümünü, bir sonraki gün diğer iki albümünü de tüketmeye başladım ve aylar sonra bugün hala doyabilmiş değilim. Şehirlerarası yolculuklarımda bana eşlik eden en huzur verici ses oluyor.

Sanırım onda en çok etkilendiğim şey de şarkıları ne kadar hissederek söylediği, her birini yaşıyor ve yaşatıyor olması. Özellikle sesi isyana dönüştüğündeki gerçekçilik oldukça etkileyiciydi bana kalırsa.  Mümkün olduğu kadar sözlerini çevirmeye, anlamaya çalışmanızı öneriyorum çünkü etkisinin artacağını biliyorum.

Frankie 8 Temmuz 1978 Sdney/Avusturalya doğumlu. Berlin’de yaşıyor. Öylesine minimal bir yaşamı var ki kendisi hakkında çok fazla bilgi edinmek mümkün olmuyor.

Yazdığı ve bestelediği parçalara bakıldığında indie pop ve indie rock türlerinde ele alıyoruz Kat Frankie’yi. Altı yaşında beste yapmaya başlamış ve üstelik gitar çalmayı kendisi öğrenmiş yani doğuştan müziğe yatkın olan Frankie’nin kariyeri 2007 yılında “Pocketknife” albümüyle başlıyor. Sonrasında 2010 yılında “The Dance of Stranger Heart” ve 2012’de “Please Dont Give Me What I Want” albümleri bizlerle kavuşuyor. Son olarak 2014 yılında  “Healer” isminde bir single çalışması var. Şimdilerde Berlin’de sahne alıyor.

Ben onun hem etkileyici hem minimal olan yaşamından ve tarzından söz ederken siz de bu tok ve güzel sesi dinliyor olmalısınız.

Twitter: @katfrankie