main

KEŞFET

NATAN GALILI

30 Mayıs 2018 — yazar Nejla Kübra Coşgun

0013330858_10-960x640.jpg

Sabah uyanıp evden çıkmak için ilk adımımı attığım anda canlanıyor zihnimdeki kaos. Bir saat sonra ne yapacağımı planlarken başlıyor her şey. Sonra bi’ anda 10 yıl sonra ne yapmak istiyorum raddesine geldiğimi fark ediyorum. Bi sakinleş bi dur Nejla diyorum kendime. Açıyı daraltmaya çalışıyorum. Ve ardından bana fazlasıyla keyif veren farklı bir güce sarılıyorum. Düşüncelerimden, iç sesimle olan tartışmalarımdan arındırıyor beni bu güç. Birilerinde daha aynı etkiyi yaratması için sabırsızlanıyorum ve hemen kendisinden bahsetmek istiyorum; Natan Galili.

İsrail’de doğup büyüyen Natan Galili, ürettiği eserlerin hemen hepsinde Amerikalı aile köklerini yansıtıyor. Minneapolis şehrinin coşkulu soğuk doğası ile şarkılarının melodilerini hazırlayarak ilerliyor öncesinde. Güney’in lezzetlerinden, Appalachia’nın banjosundan ve Tennesse’nin kemanından bir yaz akşamı şöleni hazırlıyor. Bir çok janrın harmonisini en keyifli şekilde sunuyor dinleyicisine. Bazen country, bazen jazz, bazen de blues tadında.

Natan’ın ilk single’ı Townes Van Zandt ve Blaze Foley esintileri hissettiren, Something is Wrong With Me. 70’lere sürükleyen melonkolik bir folk parçası. Diğer teklisi ise Natan Galili tarafından, -soul etkileşimini en derin hissettirenlerden biri olan- Small Faces’in basçısı Ronnie Lane’e ithafen yazılıyor. Naif bir ses, yumuşak sözler ve zengin bir altyapı bekliyor sizi burada da.

Gel gelelim, Natan’ın Mayıs ayının başında yayınladığı Akdeniz’i iliklerinize kadar hissettiğiniz albümüne, Sorrow Incarnate. Dünyanın gürültülü tarafını henüz kaosa dönüşmeden, sessiz sakin anlatıyor burada. O kadar derinlerden ilerliyor ki, sadece bir süre süren banjo yoğunluğunda bile geriden ritmi yakalayan vurguları ve vokallerle Natan’nın içindeki farklı kişilikleri hissedebiliyorsunuz. Özellikle Deep Depression  albümün parlayan yıldızı diyebilecek kadar özel bir konumda. Dinlerken üzerinize hüzün çökmüyor ama duyguları içselleştirmekten kaçamıyorsunuz.

Hepsi bunlarla sınırlı değil. Natan Galili, Youtube kanalında rüzgar uğultusu ve kuş sesleri eşliğinde canlı performanslarını paylaşıyor, onların bile verdiği huzuru kelimelere sığdıramam. Gri ve karmaşık bir dönemdeyseniz, nefes boşluğu ararken siz de Natan’a sarılın, Birebir çözüm. Ayrıca dünyanın bir yerlerinde onu dinlemek için gün sayıyorum. Müzikle keyiflenelim, diliyorum.

Twıtter: @OhSweetSumthin

KEŞFET

PAR’YA

18 Nisan 2018 — yazar Nejla Kübra Coşgun

PicsArt_02-26-09.41.13-1-1-960x587.jpg

Kendime itiraf etmekten kaçtığım, başarmak için çabalarken üstesinden gelemediğim şeyler aniden kapıda belirebiliyor bazen. Yüzleşmek ise alternatifler listeme dahil olamayacak kadar uzak bana her defasında. Daha da acıtacağını  bildiğimden yaklaşmam asla. Hiç bilmediğim bir sokakta, hiç tanımadığım insanlarla acıma tuz basacak şarkıların eşliğinde antin kuntin şeylere kafa yorarken bulurum kendimi genelde böyle durumlarda. Acayip zevk verir bu bana. İşte tam bu modlardayken kaçışımıza eşlik edecek bir gruptan bahsetmek, burada bulunma sebebim. Kendileri Par’ya. Ankara menşeili deneysel rock grubu. Kemerler takıldıysa, o halde dalmaya başlayabiliriz.

Yerli alternatif müziği gözden geçirdiğimizde özellikle son zamanlarda çok da of of!  tepkisi verip heyecanlanamıyoruz, ne yazık ki. Birbirini tekrarlayanların çoğalmasından kaynaklı olsa gerek. Ancak üzülmeye gerek yok deyip Par’ya ile yeşillenelim istiyorum az biraz. 2017 Mart ayında Olduğum Gibi EP’siyle tanıdığımız grup, kadro değişikliği ile karşımızda. Vokal ve gitarda Batu, bass’ta Canberk, davulda da Faik var bu defa. Nisan ayının ortasından 4 şarkılık EP’leri ile selam veriyorlar bize. Henüz dinlemek için bir adım atmadıysanız kapak fotoğrafını inceleyerek başlamanızı tavsiye ediyorum. İçerik hakkında ipuçları yakalamanız mümkün. Grup üyelerinin iç dünyasını sınırlı dahi de olsa buradan hissedebiliyorsunuz. Ardından parçalar birer birer çalmaya başlıyor kulağınızda ve  “Kayboluş” ile büyükler ligine doğru bi’ adım attıklarını net olarak görebiliyorsunuz.  Yerli alternatifle kıyaslama yapacak olursak katbekat yaratıcı ve özgün sounduyla çıkıyor karşımıza Par’ya. Kaçışların, kayboluşların, eşiklerin, biraz da özlemin kısa bir özeti olarak karşılıyor bizi bu EP. Dönüp duran sesler topyekûn bir hikayenin peşini kovalama peşinde hissiyatı veriyor dinleyiciye.

Albüm genel olarak hüzünlü bir tema barındırsa da “Tam anlamıyla karamsarlığa sürüklediği söylenemez” diye bir düşünceye giriyorum.  Çöl’de ki sözlerin derinliğine, harikulade bass performansına, vokal melodilerinin akışına karşı koymak oldukça zor. Ruhunuzda açılan o boşluk hislerine birebir geliyor sözler Mayıs’ta. Kayboluşu dinlerken özellikle ilk kısmı için söyleyebilirim ki; uzun zamandır bu kadar güçlü bir sound’a rastlamadığımı hissediyorum. Evrenin büyüklüğüne kıyasla çok küçük olan bir gezegende kaybolmak, her şeyden kaçmak hissiyatı veriyor dinleyiciye. EP’nin son parlayanı ise, hiç şüphesiz Kaleydoskoplar. Kalbinizde yumuşacık bir his bırakırken su gibi akıp kulaklarınızın pasını siliyor. Ritimleriyle arkada bir yerlerde size eşlik etmesini isteyeceğiniz türden bir tat bırakıyor kulaklarınızda. Paul McCartney’e en sevdiği Elvis şarkısı sorulduğunda, ‘Hangisini söylesem diğerlerine haksızlık olur’ cevabını veriyor. Kayboluş da öyle. Zira içerikteki her bir parça hissel tempoyu daima bir üst cepheye taşıdığından herhangi bir “bu daha favorim!’ ayrımına gidemiyorum.

Parçaların her birinin yıllanmış şarap tadı konumuna geleceğini düşünüyorum. En kısa zaman da playlist’inize ekleyip, bir yerlerde kaybolurken sindirerek dinlemeniz de tavsiyelerim arasında. Unutmadan, Par’ya‘nın 29 Nisan’da Ankara IF’te konseri var. Eğer oralardaysanız mutlaka dalıp canlı canlı tadına varın. Hep birlikte güzel Kayboluş‘lara.

                                                                                   INSTAGRAM : PAR’YA

KEŞFET

DOLU KADEHİ TERS TUT

10 Haziran 2017 — yazar Nejla Kübra Coşgun

dolu-960x720.jpg

Okulda, yolda, işte yada tatilde yani her an hepimizin bi’ an dalıp uzaklaştığı o anlar asla bitmiyor, dürüst olalım. Düşüncelerimizde kaybolurken arkada eşlik etmesini isteyeceğimiz tarzdan şeylerden bahsediyorum. Bir şarkı ya da albüm keşfettiğimde, onda bir kaç dakika da olsa yaşadığımda hissettiğim o şey beni müziğin gücüne derinden inandırıyor, tıpkı herkes gibi.

İşte bugün “ben bir şeylere dalarken o arkada çalsın”‘ dediğimiz tarzda bir gruptan bahsetmek istiyorum. Özellikle yerli grupların takipçilerinin kaçırmak istemeyeceği bir grup kendisi, Dolu Kadehi Ters Tut. Grubun ismi çok enteresan. Açıkçası ben duyduğumda “klasik bir Türk alternatif müzik gurubu ismi işte” diye düşünsem de sonrasında haksızlık yaptığımı fark ettim. Fikrimi değiştiren şey ise grubun isminin Ömer Hayyam’ın rubailerinin birinden alıntılanmış olması. E tabi bunu duyduğumda ilgim ikiye katlandı desem abatmış sayılmam.

Grup üyeleri Mürsel Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay 7 yıldır birlikte müzik yapsalarda 2014 sonu gibi bunu bir projeye oturtup Dolu Kadehi Ters Tut ismiyle resmî bir giriş yapmışlar. Oğulcan sinema, Uğurhan ise gastronomi eğitimi alsalarda hayatlarından hiç müzik eksik olmayan, iki yakın arkadaş.

2015 sonunda ilk albümleri ‘Polonya’nın Başı Belada’ ‘yı yayınlayan grup ilk müzik videolarını “Aldattın mı?” şarkısına çektiler. E, alternatif diye düşündüğümüzde samimiyet aklımıza ilk gelenlerden. O yüzden albümdeki şarkıların bestelerinin yalınlığı, etkileyici sözlerle birleşince kulaklarınızın pası silinecek, benden söylemesi. Sözler genelde grup üyelerinin iç dünyalarının ses bulmuş hali şeklinde aktarılıyor. Albümdeki her şarkı size farklı duygular hissettirecek, sürekli farklı mekanlarda farklı anlara geçişe sürükleyecek türden. O sebeble biraz konsantre olup, vakit vermenizi öneririm. Aynı yıl içerisinde #22 isimli ilk single’larını kaydedip, ikinci müzik videolarını çektiler. 2017’nin başında ise çok dikkat çeken “Unut Ama Sev” isimli ikinci single’larını yayınladılar. Pearl Jam, The Verve, Red Hot Chili Peppers gibi efsanelerin yanında Oh Land, The XX gibi modern indie sanatçıları ise grubun ilham aldıkları müzikal oluşumlardan.

Albümden sürekli dinlesemde sıkılmadığım şarkı tabiki ‘Uyumadan Önce’!

KEŞFET

ALMA REVEL

8 Aralık 2015 — yazar Turan Mustafa

alma_revel_pardondalmisim-960x720.jpg

Bazen insanın içi böyle sıkılır da sıkılır ancak ne sebebini bilirsiniz ne de ilacını. Kendiliğinden geçmesi gereken bir durumdur ve sizin yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Yapmaya aşık olduğunuz şeyleren artık zevk almazsınız, yemeklerin tadı yoktur. Çaresiz bir şekilde o sıkıntının geçeceği günü beklersiniz. İşte, ben de tam öyle bir dönemde sıkıntıdan patlarken, Alma Revel çıktı karşıma. O sıkıntılı günlerde beni yormyan şarkılarıyla o sıkıntımın içinde beni dinlendirdiler. Belki size de aynı şeyi yapabilirler.

Alma Revel ile karşı karşıya kalınca hemen onları tanımak istedim çünkü çözümü olmayan bir şeyin içinde bana eşlik etmişlerdi ve ben de hemen Hz. Google’a sarıldım. İşin kötü tarafı kendilerine ait bir web sitesi ya da bir biyografi örneği malesef bulamadım. Sadece 4 kişi olduklarını ve bu güzel müziği Londra’dan Dünya’ya yaydıklarını biliyorum. Yine İngiltere’ye kaymam beni şaşırtmadı tabi bunu öğrenince çünkü bilen bilir biraz İngiliz hayranı gibiyim, biraz.

Bu güzel grup hakkında ulaşabildiklerim bir Facebook, bir Soundcloud ve bir de YouTube sayfası. Ben de sadece size müziklerinin bana ne hissettirdiğinden bahsedeceğim ve fazla uzatmayacağım. Zaten yakında çok ünlü olacakları için herkes haklarındaki her şeyi öğrenecek çünkü tazları kendine has ve dinlenebilir. Dinlenemeyecek bir tarzın kendine has olması zaten pek bir şeyi değiştirmez kimse için. Anca Alma Revel, kendilerine özgü soundunu yaratarak kalabalıkların arasından sıyrılacak gibi duruyor. Mevcut YouTube sayfasında birkaç şarkıya ulaşabiliyoruz ve bu şarkılar için hazırlanmış video ve özel dijital çalışmalar var. Ayrıca canlı performanslar da var. Bir albümleri var mı yok mu bilmiyorum açıkçası.

Bunların hepsinden sıyrılıp Alma Revel’e gelecek olursak arkadaşlar müzikte kendi alternatiflerini yaratmışlar. Gitarların yumuşak clean tonları ezgileri efsane bir hale getirmiş. Vokallerde ise sakinlik gayet göze batan bir durum ki bu da işte o çıkışı olmayan dönemlerde insana huzur veriyor. Evet, kelime bu aslında. Alma Rever dinlerken tam olarak hissettiğim şey ‘Huzur’du. Gündelik hayattan bunalmışlığın içinde beni rahatlatmayı gerçekten başardılar ve huzur ile buluşturdular. Ve gururla listemdeki yerlerini aldılar.

Gelelim size ilk başta dinlemenizi tavsiye edeceğim şarkıya. ‘Mellow Hollow’ benim de listemin bir parçası oldu. Eminim siz de çok beğeneceksiniz ki tabi zevkinize göre değişir budurum. Bu tonlar ve bu hızlar size hitap ediyorsa yani. Neyse, ben gevezeliği bırakıyorum.

KEŞFET

HEARTLESS BASTARDS

28 Ekim 2015 — yazar Turan Mustafa

heartless-bastards_pardondalmisim-960x539.jpg

Aslında kendime sakladığım ama sonra dayanamadığım ve sizinle de paylaşmak istediğim bir grupla tanıştıracağım sizi. Kendime sakladığım derken sadece burada yazmayacaktım yoksa siz de gayet gidip dinleyebilirsiniz. Ama dediğim gibi dayanamadım çünkü çok güzeller ve ben de onların hakkında bir şeyler yazmak istedim. İsimleri Heartless Bastards, çok sert bir şey beklediğinizi hissediyorum ama öyle değil merak etmeyin. Her şey gayet sakin ve country tadında ancak kendi ayakları üzerinde duran bir tarzları var.

Heartless Bastards 2003 yılında rock’n roll yolculuğuna başlamış dört güzel kişiden oluşan bir grup. Müzik yapmaya başladıkları yıllarda onlar da bir fırsatını bulmuş ve demolarını onlar için albüm yapabilecek insanlara dinletmişler. 2005 yılında ilk albümünü çıkartmış olan grup bir çok kadro değişikiği yaşamış. İşin başında sadece mekanlarda çalan grup kalitelerini ortaya koymuş ki şu an 5 albümleri var. Hatta 5. albümleri de bu yıl piyasaya çıktı; Restless Ones. Beş albüm çıkarmış olmak, insanların sizin 5 albümünüze para harcamış olmaları gerçekten kalite kanıtı bence. Çünkü bu albümlerin raflarda yerini bulması için para harcayan adamlar salak değil. Yani demek istediğim bir ya da iki neyse de 5. albüm şans değil, başarıdır. Heartless Bastards da başarılı bir grup bence.

Heartless Bastards arkadaşlarımızın müziğine gelecek olursak, bayılıdığım nokta kendilerine özgü olanı yakalamış olmaları. Evet, herkesin sahip oldukları noktalara, onlar da sahipler ancak bir Heartless Bastards parçasını, yüz kilometreden tanıyabilirsiniz. Vokalimiz Erika Wennerstrom’un sesi zaten eşi benzeri nadir olan bir ses. Ayrıca vokaller o kadar yoğun geliyor ki kulağa ve o kadar keskin ki çizgileri, her şey net ve anlamlı şarkılarda bu sayede. Şarkılarında country havası hakim ve bunun yanında işin içine rock müziğin tınıları da dahil olmuş ve vokallerle birlikte Heartless Bastards tarzı tam olarak oturmuş.

Peki, anladık albüm yapmışlar falan da ben bu adamları dinlersem bana ne hissettirecekler, diye soruyorsanız anltayım. Heartless Bastards, bence tam bir sonbahar grubu. Bulutlarla kaplı bir günde, biraz da yağmur olabilir, kendinizi havanın ağırlığında ağır hissetmek istiyorsanız kulaklarınıza Heartless Bastards doldurabilirsiniz. Ben özellikle bu hissi, Arrow albümünde hissediyorum. Ayrıca belirtmem gerekiyor ki kendileri hiç aceleleri olmayan bi grup. Kısaca Heartless Bastards dinlenecek durumu tarif etmem gerekirse; günlerden bir sonbahar günü ve havada bulutlar, sokaklar ıslak ve siz eve kapanmak istediniz ve kapandınız, perdeyi hafif aralayıp Heartless Bastards’a da birazcık ses verirseniz müzikten tam verim alabilirsiniz. Deneyin ve başarıyı görün. Tecrübeyle sabittir.

Evet işte Heartless Bastards da böyle bir grup işte, sonbaharınıza eşlik edebilecek bir grup. Henüz Türkiye’ye yolları düşmedi ancak heyecanla bekliyorum. Umarım bir sonbahar sürprizi olur ve Heartless Bastards, biz Türkiye’ye geliyoruz der. O gün hepinizi orda görmek istiyorum ki adamlara ayıp olmasın kalkıp gelecekler o kadar. Bu arada daha önce duymuşsanız da büyük ihtimalle ‘Only For You’ şarkısını duymuşsunuzdur. Ben yine de bugün size Only For You parçasını bırakacağım ve onun yanında da bir şeyler olacak. Siz önce benim de aşığı olduğum Arrow albümünü dinleyin yeni albüme sonra geçersiniz zaten. Eskiler eskimeden dinlemek lazım. Zaten yeterince kaçırdınız. Hadi dinleyin. Sevgilerle…