main

KEŞFET

CALEXICO

24 Mayıs 2018 — yazar Merve Yıldız

Calexico-01-960x540.jpg

Bunca yıl sonra gerçekten de değişebildiğimi gördüm. Bunu sağlayan şey bakış açımı değiştirmek oldu. Bakış açımın hayatımı bu derece etkilediğini hiç düşünmemiştim. Hayatımda önemli sayılabilecek bir gelişme olmadı ama artık mutlu olduğumu söyleyebiliyorum. Pozitif düşüncenin ışığı ile aydınlandım resmen. Bu düşünce şeklinin beni daha sağlıklı, dinç ve dinamik hissettirdiğini söylemeliyim. Tüm bunları etrafımdaki insanlara anlatmaya ve aşılamaya çalışırken burada da bahsetmezsem olmazdı. Dinlediğim müziklerin hayatımın gidişatıyla ilişkili olduğunu az çok anladınız sanırım, elbette öyle. Beni böyle tatlı tatlı duyguların sarıp sarmaladığı günlerde tatlı tatlı da dans ettiren bir şeyler dinliyorum. Uzun zamandır farklı müzik türlerini böylesine iyi harmanlayan bir isimle karşılaşmamıştım. Size şimdi biraz Calexico ’dan bahsedeyim.

1996 yılında kurulmuş muhteşem bir grup Calexico. Adını Kaliforniya ve Meksika sınırındaki bir kasabadan almış. Joey Burns ve John Convertino grubun lideri olan isimler. Üniversite yıllarında tanışıp birlikte çalışmaya başlamışlar. Vokalist/gitarist Joey Burns ve davulcu John Convertino ıssız ve dinlendirici bir ortamda, Kuzey Kaliforniya sahillerinde bulunan bir evin stüdyosunda albüm kayıtları yapmaya başlamışlar. Birlikte birçok kez sahne aldıkları bu sırada Spoke adında bir albüm kaydetmişler. Avrupa ve Amerika’da dinlenen albüm beraberinde bir albümü daha getirmiş ve sonra diğerlerini…

Ortaya çıkardığı eserlerin yanında sanatçının ruhundan da aynı etkiyi aldığımızda işin büyüsü baya bir artıyor. Calexico’yu dinlemeye başladığımda ve onları araştırıp hikayelerini okuduğumda bendeki büyüleri de böyle artmıştı. Onları deniz kenarındaki bir festivalde salınarak dans edip dinlemeyi çok isterdim.  96 yılından beri çıkardıkları tüm albümlere ve EP’lere baktığınızda; her birinde bambaşka bir etkinin sizi sardığını görüyorsunuz. Müziğinin içinde cazı duyabiliyorsunuz, latin etkileri, blues, country, alternatif rock ve artık elektronik müziğin esintilerini duyabiliyorsunuz…

Grup son olarak 2018 yılında The Thread That Keeps Us isimli bir albüm çıkardı. Albümden End of the World With You şarkısını size öneriyor sevdiğim başka bir şarkılarını buraya bırakıp öyle gidiyorum. Biraz keyiflenip dans etmek isteyeceğiniz tatta bir şarkı olabilir. Pozitif düşüncenin ışığı sizi de aydınlatsın…

Twıtter: @casadecalexico

KEŞFET

JULIA BIEL

28 Şubat 2018 — yazar Gözde Solak

juliaa-960x788.jpg

İnişler ve çıkışlar, dalgalı ve durgun sular, gel-gitler, nefret ve aşk, boşluk ve boğulurcasına doluluk, sessizlik ve sağır edici sesler, ağladığımız her an; bazen mutluluktan bazen üzüntüden… Hepsinin aslında aynı şeyi ifade ettiğini biliyor muydunuz? Hepsinin sadece tek bir cevabı var; hayat.

Çoğu zaman bunun farkında olamadan uçlarda yaşadığımız tüm duygularımız; her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu ve her şeyin bir gün saçma bir şekilde anlamını yitireceğini düşündükçe sönüp gidiyor. Geriye sadece anlamlı ve kendiliğinden oluşan bir tebessüm kalıyor. Bir de tam o an kulağımıza çalınan müzik. Belki sokaktan çalınan bir ses belki de yeni keşfettiğimiz harika bir tını…

Şu sıralar benim kulağımda Julia Biel’in sesi var. Tüm naifliğiyle eşlik ediyor duygu karmaşama. Kendimi soğumaya yüz tutmuş bir denizin ortasında, güneş yakıcılığını kaybetmişken, durgunluğu bozarak yüzerken buluyorum. Rahatlıyorum.

Julia Biel’in müziğini tanımlamak ise benim için oldukça zor. Çok farklı türlerde dolaşıp muhteşem bir ahenk yakalıyor. Müziğinde yer yer 1900’lerin başında alevlenen caz tınıları, yer yer ise elektronik çıkışları duyabilirsiniz. Caz, hep baş köşede oturup tüm seslere yön verse de asla bir kalıba sokamayacağınız kadar özgür bir tarzı var.

Bu sınır tanımayan ses 2000-2005 yılları arasında bir grupta ve farklı projelerde yer alsa da sonunda 2005 yılında kendi müzik birikimiyle çıkış albümü olan Not Alone’u yayınladı. 2006 yılında BBC Caz Ödülleri’nde yer alan Rising Star (Yükselen Yıldız) kategorisinde aday oldu. İkinci albümü için ise sevenlerini çok uzun bir süre bekletti ve Nobody Loves You Like I Do adlı EP’nin hemen ardından 2015 yılında Love Letters and Other Missiles’ı yayınladı. Araya prodüktörlerle birlikte yaptığı 2 şarkıyı sıkıştırarak  2018’de kendi adını taşıyan “Julia Biel” adlı albümü yayınladı ve gönlümüzde taht kurdu.

Öğrendiği her şeyi kendi kendini eğiterek öğrenen, şarkı sözü yazarlığının dışında iyi bir gitarist ve piyanist olan Julia’nın sesini içinizde, derinlerde bir yerlerde hissedeceğinize eminim. Beni kesinlikle Wasting Breath şarkısıyla etkiledi. Ama kesinlikle beni şaşırttığı şarkı; Stimming, Ben Watt ve Julia’nın ortak işi olan Bright Star oldu. Dinlediğinizde siz de çok ayrı denizlerde yüzen iki mükemmel şarkı olduğunu göreceksiniz. Tebessümle dinlemeniz dileği ile…

Twıtter: @juliabiel

KEŞFET

NADINE SHAH

23 Aralık 2015 — yazar Merve Yıldız

nadine-shah-header-01-960x640.jpg

Enerjimizi yılbaşı gecesine saklayalım ve biraz durağanlaşalım istiyorum şimdilik.  Yeni bir yıla girmeden önce biraz düşünmeye, bir şeyleri tartmaya ihtiyacımız olduğuna inanıyorum, sonrasında yılbaşı gecesi dilediğimiz kadar dans edebilir ve eğlenebiliriz. Önce; yeni kararlar alabilme yolunda, bu korkunç soğukluktaki günlerde, sıcak bir şeyler eşliğinde Nadine Shah dinleyelim.

Nadine Shah; İngiliz şarkıcı, söz yazarı ve müzisyen. Babasından yana bir Pakistan geçmişi de olan Nadine İngiltere’de doğmuş ve büyümüş. Mental sağlığa ve düşünceye önem ve öncelik vermiş her zaman ve sosyal yaraları irdelemiş. Bu sebeple de ilk albümü trajik olayların etkili olduğu bir çalışma olmuş.

İlk olarak 2012 yılında bir Aching Bones adında bir EP çıkarıyor, sonrasında 2013 yılında Deary Town adında bir EP ve Love Your Dum and Mod adında tam bir albüm geliyor. Son olarak ise 2015 Nisan ayında Fast Food albümüyle buluşuyoruz.

Birçok yardım derneğinde gönüllü olarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Nadine bahsettiğim gibi sosyal ve mental yaralar üzerine çok duruyor. Şarkıların sözlerinde, yapılan röportajlarda bipolar bozukuk rahatsızlığına sahip erkek arkadaşının intiharı, babasının müslüman oluşu sebebiyle yaşadağı ırkçılık problemleri gibi yaşamında büyük etkiler bırakmış olayların izlerini görmek zor değil. Bunlarla savaşıyor, ve güçleniyor.

Ses tonundaki durağanlığa rağmen bağırıyor, isyan ediyor ya da çırpınıyormuş gibi bir etki bırakıyor üzerimde. Koskocaman bir yıl boyunca yapılan, yaptığım yanlışları yüzüme vuruyor ve kendine gel diyor sanki. Beni sakinleştirdiği gibi aynı zamanda harekete geçiriyor. Sizde de benzer etkileri bırakacağına eminim. En sevdiğim şarkısı ile tanımanız için, buyursunlar…

KEŞFET

TAMBURADA

19 Mayıs 2015 — yazar Gözde Solak

tamburada.jpg

Hep yeni,hep taze sesleri anlattık. Bence biraz eskilere kaçalım. 2005 senesinde kurulmuş ve uzun süre önce dağılmış bir gruptan bahsedeceğim size; Tamburada.

Merdiven adlı şarkılarıyla beni tarzdan tarza sürükleyen hem etnik ezgileriyle hem de modern melodileriyle ortaya efsane şarkılar çıkaran bir grup bu. Modern caz, etnik ve elektronik müziği birleştirdikleri tek bir albümleri var: Fantastik. Yedi kişiden oluşan grubun albümleri de yedi şarkıdan oluşuyor. Bu aralar ismini sıkça duyduğumuz Korhan Futacı da Tamburada’dan çıkma. 

Tüm şarkılarının canlı kaydedildiği albümlerinden de anladığımız gibi, grup canlı müziği seviyor ve kendilerini şöyle tanımlıyorlar; ”Tamburada her zaman iyi müzik, canlı müzik yapmak istiyor.”

Alışkanlıklarınızdan birazcık uzaklaşıp müzikte yeni bir nefes almak istiyorsanız Tamburada tam size göre. Gerçekten müziğin hakkını verip ortaya yeni bir şeyler çıkarmayı becerebilmiş nadide gruplardan biridir bence Tamburada.

Önerilere gelecek olursak başlangıç için Merdiven’i aşağıya bırakıyorum. Ama sonrasında Atina, Dolly ve Yaz Müziği şarkılarını dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum, keyifli dinlemeler…

KEŞFET

HAILEY TUCK

8 Nisan 2015 — yazar Turan Mustafa

hailey-960x720.jpg

“Born in Texas, living in Paris. Raised on a diet of 1920’s Jazz, vintage dresses and black & white movies.”

Hailey Tuck, kısaca böyle anlatıyor kendi hikayesini. “Texas’ta doğup Pariste yaşıyor. 1920’lerin Jazz müziği, vintage elbiseler ve siyah-beyaz filmlerle yoğrulmuş.”

Jazz müzik her zaman dinginliği çağrıştırıyor bize fakat tam aksine Jazz içinde, aşkın bir türlü bitmek bilmeyen kovalamacasını anlatıyor aslında. Hailey Tuck da tam olarak bu kovalamacanın içinde yaşamış bir müzisyen. Texas’tan kalkıp Paris’e aşkın peşine düşmüş.

18 yaşında Paris sokaklarında kalacak yeri bile olmadan dolaşan, taksi parasını söylediği şarkıyla ödeyen bir kadınla tanıştırayım sizi. 1920’lerin 30’ların Jazz müziğine güzel bir saygı duruşu kendisi. Saçıyla kıyafetleriyle makyajıyla; televizyonda şans eseri rastladığımız, izlemeye çalışsak da ancak 5 dakika bile dayanamadığımız siyah-beyaz filmlerden fırlamış gibi görünen bir kadın Hailey ancak yaptığı müziğe bakacak olursak; bırakın 5 dakika bile dayanamamayı, bir ömür dinlemekten vazgeçemeyeceğiniz sanatçılardan bir tanesi o. Tabi ki bu iddia, Jazz müzik severler için fakat eğer siz de günümüzde ‘popi’ olan bangır bangır pop müziğinden sıkıldıysanız biraz sakinleşmek için mükemmel bir durak bence.

Lafı fazla da uzatmaya gerek yok aslında çünkü dinlediğiniz zaman ne demek istediğimi tam olarak anlayacaksınız ve izlediğiniz zaman. Hailey’i dinlemeye başladığım günden beri de ne zaman Türkiye’ye de uğrar diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Sahnesinin insanı 1920’lere hapsettiğini söyleyen çok. Türkiye’ye de gel Hailey…

Twıtter: @Haileytuck

 

KEŞFET

SONDRE LERCHE

11 Mart 2015 — yazar Gözde Solak

sondre-960x640.jpg

Sondre Lerche; dinlerken yerinizde duramayacağınız ”Bad Law” şarkısının sahibi kendisi. Benim için Sondre Lerche’den önce ‘Bad Law’ gelir, o derece güzel ve bağımlılık yapan bir şarkı. Özellikle keyifli ve mutlu anlarda aşırı doz alabilirsiniz,iyi gelir.

Norveçli şarkıcıyı ‘Bad Law’ şarkısıyla sevdim. Sonra biraz detaya indim ve küçük bir araştırma yaptım. Kendisi 8 yaşından beri gitar çalan, 7 albümü olan, 1980’lerin pop müziğinden etkilenmiş, 32 yaşında  genç ve gayet başarılı bir müzisyen. 8 yaşında gitar çalmaya başlayan birinin 14 yaşında ilk şarkısını yazmasına şaşırmazsınız herhalde.

Ablasının çalıştığı kulüpte çalarken bir prodüktör tarafından keşfedilen Norveçli sanatçı asıl ününü 2000’lerin başında ilk albümü olan ‘Faces Down’ ile yakalamış.

Tek başarısı albümleri değil elbete. Bir de ”Dan in Real Life” filmi için yaptığı müziklerle tüm beğenileri toplayıp filmin ufak bir sahnesinde oynamayı da ihmal etmemiş.

Pop/Indie Rock/Caz16 türlerinde nadide eserler vermeye devam eden Sondre Lerche’in  Legends ve Sendimentalist şarkılarını da dinleyin mutlaka. Ama önce ‘Bad Law’…

 

KEŞFET

NO LAND

2 Şubat 2015 — yazar Gözde Solak

no-land-960x720.jpg

Yersiz yurtsuz bir grup No Land. Kendilerini böyle tanımlıyorlar. Türk, İranlı, Kürt ve Azeri grup üyelerinin yolu İstanbul’da kesişiyor. Önce dost oluyorlar sonra hadi müzik yapalım diyorlar. Ve yaptıkları modern doğu-batı sentezinin en güzel örneklerinden olan şarkılarıyla No Land doğuyor.

İstanbul Sofar Sounds projesi sayesinde keşfedilen grubun henüz bir albümü yok. Albümün bir nevi şarkıları öldürmek olduğunu, albüm için acele etmeyeceklerini söylüyorlar.

Gerçekten kaliteli müzik yapan ve müziği iliklerimize kadar işleyen No Land ‘’ Müzik ruhun gıdasıdır.’’ sözüne kanıt olarak doğmuş gibi. No Land’ in ‘Yüzerdik’ şarkısıyla müziğe doymaya başlayalım, ne dersiniz?

TwItter: @nolandmusic