main

KEŞFET

RHYS

21 Mart 2018 — yazar Nejla Kübra Coşgun

aaan-rhys-960x586.jpg

Geçen her anımda iyi yada kötü olarak nitelendirebileceğim olaylar yaşıyorum sosyal ilişkilerimde. Bazen bu sınıflandırmanın doğru olmadığı kanısına varsam da vazgeçemiyorum bu illetten. Kaldığı yerden devam eden hayatımda ise bazen aynı masada oturduğum insanların derdine, ilişkisine, acısına ortak olup akıllar verirken; bazen bir bankta oturup ATM sırasındaki insanların gereksiz telaşlarını izlerken; bazen de uzun süreli tanıştığım insanlardan bulamadığım samimi diyalogları yeni tanıştığım bir insandan bulup, konuştuğumuz esnada istemsizce gülümserken buluyorum kendimi. Delicesine dönüyor bu kısır döngü. Burada bulunma sebebim ise tüm bunları yaşarken bana eşlik eden Rhys’den bahsetmek. Sesi, içtenliği falan “amman amman!” dememe yol açıyor, egzotik güzelliği de yanında bonus tabii.

Portland’da doğan Rhys, 10 yaşında kültürel unsurlar sebebi ile ailesiyle birlikte Stockholm’a taşınıyor. Burada sanata olan ilgisini fark ediyor ve İsveç’in en iyi sanat okullarında tiyatro ve piyano eğitimi alıyor. 16 yaşında tesadüf eseri, Grammy ödüllü söz-yazarı Jörgen Elofsson ile tanışıyor ve ardından onun stüdyosunda çalışmaya başlıyorlar, Henüz 20 yaşında olan Rhys, şu güne kadar tüm eserlerini tekli sunan bir müzisyen. Bazılarında tutkuya dair sözleriyle modern dream-pop kanallarında ses verirken bazılarında ise bastırılmış hisleriyle elektroniğe vurduğu hoş bir üslupla çıkıyor karşımıza.

Maybe I Will Learn, Rhys’ın bu kadar derinlerine inmeme sebep olan dinlediğim ilk şarkısı. “Mumlarla çevrili bir küvette, ayrıldığı erkek arkadaşını düşünerek” yazdığını söylemesi çok daha etkiliyor illaki. Bir kızın yaşadığı depresyonu, yalnızlığı, çaresizliği olabildiğince açık bir şekilde ortaya koyuyor burada. Swallow Your Pride‘da aslında aynı kafalarda aynı hisleri yaşarken yazdığı bir şarkı. Bu parçasını da ağlarken ürettiklerinden bir tanesi olduğunun özellikle altını çiziyor. Birkaç davul eklentisinin, kulakta güzel bir tat bırakabileceği fikrindeyim burada, ama sanıyorum ki “duygu yoğunluğu zaten uzay!” fikrine varıp yeltenmiyorlar buna.  Bir diğer yıldız, 2017’de servis ettiği Last Dance. Burada da usul usul gelişen ritmin, şarkının finalinde hiç belli etmeden toparlanışına ve sona yaklaştığında ise perdeyi yine usulca kapatışına buram buram şahit oluyorsunuz.

İçtenliğiyle hüzne yönlendiren birkaç parça sonrasında -geçiş hissedeceğiniz- diğer şarkısı ise Too Good To Be True. Melodisini kesinlikle tarzımla özdeşleştiremeyip zevk alarak dinlemediğimi tüm içtenliğimle söyleyebilirim. Ekstra olarak sürekli tekrara kaçması da biraz “of!” hissine sebebiyet veriyor bende. Ama nakarat kısmının sözlerini çok sevdiğimi söylemessem haksızlık ederim. 2017’de ise Like You Mean It şarkısı ile  Robin Schulz’un  Uncovered albümüne eşlik etmiş. Remix şarkıları sevmemekle birlikte, dinlememek için olağanüstü bir çaba harcayan biri olarak bu şarkıyı sevmem tabii ki mümkün değil, sözleri bile kurtarmıyor diyebilirim hatta kendi adıma.

Son sürat geçmekte olan zamana karşı kendini bana daima hatırlatacak bir diğer gelecek vaat eden parçası ise geçen hafta sunduğu, No Vacancy isimli teklisi. Bunu ilişkilerinin başında güven duygusunu hissedemediği erkek arkadaşına ithafen yazıyor. Hatta erkek arkadaşıyla anlık yaşadığı bir problem sonrasında “senin için bir şarkı yazacağım” diyerek başlaması acayip hoş geliyor kulağa. Finalde ise öncesine göre oldukça mutlu olduğunu ve güven konusunu artık aştığını belirtiyor. Bana da mutluluklar’ dilemek kalıyor her zamanki gibi.

Aynı kulvardaki sanatçılardan farklı olarak Rhys, hislerini hikayeleştirmeye gerek duymadan tüm çıplaklığıyla ortaya seriyor. Muhtemelen sıradan tarzından  bu kadar etkilenmemin sebebi de bu. Ancak ne yazık ki birkaç alan haricinde yenilikten ve farklılıktan oldukça uzak.  Dinlemeye değecek kadar iyi.  Ama “daha fazlasını beklemek” boşuna diyip bitiriyorum. Daha çok sevip, sevildiğimiz daha güzel günler diliyorum, dinleyip dinlettirmenizi de aynı şekilde.

KEŞFET

MAHALIA

19 Şubat 2018 — yazar Nejla Kübra Coşgun

mahalllia-960x539.jpg

Mucizelere inandığım günden beri olumlu şeyler geldi hep kapıma. Mucizelere olan inancımı ise hayallerim gerçekleşmeye başlayınca fark ettim. Hayallerimi gerçekleştirebileceğimi de ruhumdaki potansiyelle tanışınca anladım. Bu potansiyelle karşılaşmam ise müziğin ilhamıyla oldu. İşte Mahalia da  ilhamlarımdan bir tanesi.

8 yaşında şarkılar yazmaya başlayan bir kız düşünün. Sıra arkadaşına aşık olduğunu keşfetmesiyle başlıyor her şey. Ona olan duygularını ifade etmenin başka bir alternatifi olmadığını düşünüp bu yolu deniyor. İlk şarkısı olan My Angel‘i büyük bir zevkle erkek kardeşine dinlettiğinde onunla alay edeceğini tahmin edemiyor tabii. E haliyle uzun bir süre duygularından, yazdıklarından, bestelerinden kimseye bahsetmeme kararı alıyor, Hatta o zaman için sonsuza kadar böyle olması gerektiğini düşünüyor.

Ailesi, Mahalia’dan kızsal şeyler yapmasını, klasik bir hayat yaşaması, partilere gitmesi, makyaj yapması konusunda ısrarcı davranıyor. O ise kendi olmayan bir insan gibi davranmak yerine, müzikte kendini yükseltebilmek ve hissettiklerini insanlara daha da derinden hissettirebilmek istiyor, ama hep hayal kırıklığıyla bitiyor hikayesi. Ta ki 12 yaşında ona ilham veren öğretmeniyle tanışana kadar. 12 yaşında Let The World See The Light‘ı yazmasıyla güvenini tazeleyip, daha da hissederek yazmaya devam ediyor.

13. yaş gününde  sarhoş bir şekilde evin bodrumunda Sober‘i yazmasıyla hayatı değişiyor. Birmingham’ın en iyi yapım şirketi Mahalia ile anlaşma yapmak için teklif götürüyor ve ilk EP’sini servis ediyorlar 2012 yılında. Sadeliği ve duruluğu harmanlayıp dinleyiciye sığınacak bir liman sunuyor Head Space‘de. Ardından 2015’te Never Chance adı altında ikinci EP’si takip ediyor onu. Burada da dinlerken kendinizi bambaşka bir atmosferde hissediyorsunuz. Tınılarını ne birbirinden ayırabilmek, ne de belirli bir kategoriye sokabilmek mümkün. Bu iki EP’de de ambient müziğin sakinleştirici ve ruha hitap eden tınılarını Mahalia fazlasıyla hissettiyor. Farklı olabilmek uğruna derinliğini yitiren içi boş çalışmaların aksine bu tür kaygılar gözetmeden son derece özgün ve değerli bir kayıt ortaya koyuyor.

2017’de ise Diary of Me adı altında enfes bir albüm sunuyor bize Mahalia. Hem kendisine ses geçirmeyen bir yaşam alanı arayacak kadar iyimser, hem de aslında hiçbir şeyden kaçış olamayacağını hatırlatacak kadar gerçekçi bir albüm. Barındırdığı tüm gerilim ve ilerledikçe artan duygusal yoğunluğunun yanı sıra düzenlemeleri sayesinde oldukça atmosferik bir deneyim sunuyor. Independece Day ile ruhunda biriken kirliliği olabilecek en minimal biçimde dışarı atıyor. Hayatın getirdiği zorluklar ile sonu gelmeyecek bir savaşın içinde olmayı bırakıp onları kabulleniyor. Açık yaralarını göstermekten utanmıyor artık. Gösterişsiz fakat derinlikli soundunun öne çıktığı bir başka parça ise albümün ismiyle aynı adı taşıyan, müptelası olduğum, beni benden daha iyi anlatan, Diary Of Me.

Kendi köşenize çekilip akustik gitar melodileri arasında kaybolmak istiyorsanız kulak vermenin iyi geleceği bir ses, Mahalia. Son olarak tekrar tekrar dinleyebileceğiniz bir şarkı bırakıp, uzuyorum. Müzikle kalalım.

KEŞFET

DOLU KADEHİ TERS TUT

10 Haziran 2017 — yazar Nejla Kübra Coşgun

dolu-960x720.jpg

Okulda, yolda, işte yada tatilde yani her an hepimizin bi’ an dalıp uzaklaştığı o anlar asla bitmiyor, dürüst olalım. Düşüncelerimizde kaybolurken arkada eşlik etmesini isteyeceğimiz tarzdan şeylerden bahsediyorum. Bir şarkı ya da albüm keşfettiğimde, onda bir kaç dakika da olsa yaşadığımda hissettiğim o şey beni müziğin gücüne derinden inandırıyor, tıpkı herkes gibi.

İşte bugün “ben bir şeylere dalarken o arkada çalsın”‘ dediğimiz tarzda bir gruptan bahsetmek istiyorum. Özellikle yerli grupların takipçilerinin kaçırmak istemeyeceği bir grup kendisi, Dolu Kadehi Ters Tut. Grubun ismi çok enteresan. Açıkçası ben duyduğumda “klasik bir Türk alternatif müzik gurubu ismi işte” diye düşünsem de sonrasında haksızlık yaptığımı fark ettim. Fikrimi değiştiren şey ise grubun isminin Ömer Hayyam’ın rubailerinin birinden alıntılanmış olması. E tabi bunu duyduğumda ilgim ikiye katlandı desem abatmış sayılmam.

Grup üyeleri Mürsel Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay 7 yıldır birlikte müzik yapsalarda 2014 sonu gibi bunu bir projeye oturtup Dolu Kadehi Ters Tut ismiyle resmî bir giriş yapmışlar. Oğulcan sinema, Uğurhan ise gastronomi eğitimi alsalarda hayatlarından hiç müzik eksik olmayan, iki yakın arkadaş.

2015 sonunda ilk albümleri ‘Polonya’nın Başı Belada’ ‘yı yayınlayan grup ilk müzik videolarını “Aldattın mı?” şarkısına çektiler. E, alternatif diye düşündüğümüzde samimiyet aklımıza ilk gelenlerden. O yüzden albümdeki şarkıların bestelerinin yalınlığı, etkileyici sözlerle birleşince kulaklarınızın pası silinecek, benden söylemesi. Sözler genelde grup üyelerinin iç dünyalarının ses bulmuş hali şeklinde aktarılıyor. Albümdeki her şarkı size farklı duygular hissettirecek, sürekli farklı mekanlarda farklı anlara geçişe sürükleyecek türden. O sebeble biraz konsantre olup, vakit vermenizi öneririm. Aynı yıl içerisinde #22 isimli ilk single’larını kaydedip, ikinci müzik videolarını çektiler. 2017’nin başında ise çok dikkat çeken “Unut Ama Sev” isimli ikinci single’larını yayınladılar. Pearl Jam, The Verve, Red Hot Chili Peppers gibi efsanelerin yanında Oh Land, The XX gibi modern indie sanatçıları ise grubun ilham aldıkları müzikal oluşumlardan.

Albümden sürekli dinlesemde sıkılmadığım şarkı tabiki ‘Uyumadan Önce’!

KEŞFET

PORCHES

15 Nisan 2016 — yazar Merve Yıldız

porches-960x640.jpg

Mevsimin güzelliğinin farkındasınız biliyorum. Eskişehir’de yaşıyorum ve her fırsatta saatlerce yürüyebileceğim, mevsimi iliklerimde hissedebileceğim yerler var burada. Yemyeşil ağaçların gölgesi altında Porsuk Çayı’nın kenarlarında ve gencecik insanların arasındayım. Burada değilseniz sizleri biraz kıskandırıyorum farkındayım. Ama duygularımı bu derece yükselten güzellikleri paylaşmak gereği duyuyorum ısrarla. Ağacın gölgesinden sıyrılıp güneşin kemiklerimi ısıtmasına izin verdiğim anda kulağımda bir ses yükseliyor ve adımlarım ritimleniyor. Güneşle dans ediyorum.  PORCHES dinliyorum.

New York’un yerli gruplarından Porches yavaş dans müzikleri yapan bir grup Porches. Uzun zamandır dinliyorum ve artık bana çok ünlü bir grupmuş gibi gelmeye başladı. Hepiniz biliyor dinliyorsunuz sanki. Ama aksine henüz populariteye ulaşamamış.Vesile olalım böylece biz de. Grubun gelişimi hakkında bir bilgiye ulaşamadım açıkçası ama sanırım çok da gererkli değil. Şimdilik önemli olan sevebilmeniz.

İçinizi yumuşatıcak  bu parçaları belki bir partide önermek isteyeceksiniz ya da birazdan bu yazı bittiğinde en yakın arkadaşınıza, belki sevgilinize… Benim için öneri noktası da bu blog oldu elbette. Buyursunlar efendim.

KEŞFET

DOE PAORO

31 Ocak 2016 — yazar Merve Yıldız

doe-960x960.jpg

Yetinemediğimizin farkındasınız öyle değil mi? Garip varlıkarız. Sahip olduğumuz onca şey bir şekilde yetmiyor bize. Daha iyisi olmasa bile bir tane daha olsun istiyoruz. Sıkılgan varlıklarız. Sürekli olarak değişim ihtiyacındayız, öyle ki hayatımda dinlediğin en iyi ses , iyi sanatçı şeklinde nitelendirdiğim birine bir ay sonra doymuş ve hatta sıkılmış olarak veda edebiliyorum. Ve listemde yeni bir isimle devam ediyorum; DOE PAORO.

Muhteşem bir ses olduğunu belirterek giriş yapmak istiyorum. Bundan daha net bir ifadem olamaz diye düşünüyorum  çünkü. New York doğumlu söz yazarı ve sanatçı Doe Paoro, kendi kendini yetiştirmiş piyanist ve vokalist. Himalayalar üzerinden bir geziye çıkmış ve bu süreç onun için sessiz bir meditasyon olmuş, bu meditasyonun olumlu etkileri yeteneğine, müziğine de uğramış ki sonrasında 2011 yılında Fature Island isimli bandını piyasaya sürmüş. Şimdilerdeyse son albümü After yayınlandı.

Müzik önemli, insanoğlundan ve tüm karmaşalardan soyutlayabilen mucizevi bir güç. Kulaklarımdaki ses kendinden emin, yerli yerine oturmuş ve üstelik farklı, etkileyici bir sound ile bir arada. Soyutlanıyorum bir şeylerden…

Video kliplerini de izlemenizi öneriyorum elbette ama ilk olarak beni kendine hayran bıraktığı bir performans kaydını dinlemeniz gerektiğini düşünerek ekleyeceğim buraya. Sese odaklı keyifli dakikalar olsun…

KEŞFET

TOR MILLER

13 Ocak 2016 — yazar Merve Yıldız

tommiller-960x640.jpg

Bugün inanılmaz güzel bir gün. İri iri kar taneleri düşerken, pencerimin kenarında oturuyorum ve uzun zaman sonra beni çok heyecanlandıran birini dinliyorum. İnsanlar beni heyecanlandıran işler yaptığında ve yeteneklere sahip olduğunda daha fazlasını görmek istiyorum. Bu harika enstürmansal bir show da olabilir, annemin öreceği değişik desenli bir kazak yahut başarılı bir köşe yazısı da.

Evet artık Tor Miller’dan bahsetmenin vakti geldi artık. Alternatif pop içinde harmanlanmış buluyoruz kendisini. Erken yaşlarda David Bowie, Elton John gibi isimleri dinleyerek müziğe ilgisini keşfetmiş ve annesi de destekçisi olmuş. Lisede bir pop-punk grubunda çalmış ve sonrasın üniversitede müzik okumayı tercih etmiş. Haftasonlarını birkaç mekanda piyano çalarak geçiriyormuş. 2014 yılının başlarında bağımsız bir plak şirketiyle anlaşan Miller, bundan kısa bir süre sonra program uyuşmazlıkları nedeniyle New York Üniversitesi’ni terk etmiş. Olumlu yorumlar alan “Midnight” şarkısını içeren dört şarkılık çıkış EP’si Headlights EP ise Şubat 2015’te çıkmış.

İlk kez klibini izlediğimde beni her anlamda 60’lı yıllara götürmüştü, o yıllardaki şarkılarla; Bob Dylan, Johnny Cash gibi isimlerle büyüdüğüm için beni etkisi altına alması saniyeler sürdü.

Zaten piyanonun tınıları ve sesinin güzelliğiyle en baştan gözlerimi açmama sebep olmuştu sonrasındda parçadaki yükselişlerle evet dedim, bu benim. Müzik listemde tüm şarkılarıyla yer aldı bile. Sizin de seveceğinizi tahmin edebiliyorum. Buyursunlar efendim, dinleyelim.

KEŞFET

ALLIE X

28 Ağustos 2015 — yazar Merve Yıldız

Allie-X-Collxtion1.jpg

Uzun zamandır beni bu kadar heyecanlandıran bir şey olmamıştı. Kısa bir süre önce Youtube’da dolanırken yanlış bir tıklama ile keşfettiğim Allie X güzel tesadüflerin varlığına inandırdı beni. Ablalarım sayesinde müziğin nostoljisine de hakim olabildim. Geçmişten günümüze doğru geldiğimizde oluşan değişimi görebiliyorum. Artık maddi olanağa sahip herkesin karşımıza çıkıp sözde müzik yapabildiğini de görüyoruz hepimiz. Maddiyat her zaman geçerli  bir etkendi kabul edebiliriz fakat yine de bir süzgeçten geçiliriliyordu sanırım.  Her neyse günümüz müzik sektörünü yermeyi bırakıp aslına birçok güzelliği de beraberinde getirdiğini ispatlamak adına  Allie X’e dönüyorum. Sesiyle, müziğiyle, videolarıyla ve konser performanslarıyla beni her açıdan etkilemeyi başarmıştı. Kim olduğunu irdelemeden geçemezdim…

Asıl ismi Alexandra Ashley Hughes, kendisiyle ilgili bilgi paylaşmak konusunda çok rahat değil aslında. Catch video klibinde tüm yüzü görünse de suratını çoğu zaman gizlemeyi tercih ediyor. The star gazetesiyle yaptığı bir ropörtajda devamlı olarak sakin kalmakta ve karar vermekte zorlandığını açıklayan sanatçının ismindeki X harfi , cebirdeki x harfini, yani bilinmezi temsil ediyor. Lisedeyken bir sanat akademisinde klasik piyano ve şan dersleri alan Allie X, Sheridan üniversitesinde sahne sanatları bölümünden mezun olmuş.

Allie X bana Björk’ü anımsatmıştı ilk başta ama özgünlüğünü koruduğunu düşünüyorum. Catch tüm şarkılarıyla dinlemeye değer bir albüm olmuş. En favorim olan şarkı ise Sanctuary oldu. Yaratıcı video kliplerini izlemeden geçmemenizi öneriyor ve keyifli günler diliyorum.

KEŞFET

CAYETANA

23 Temmuz 2015 — yazar Gözde Solak

cayetana-960x640.jpg

Bir sonbahar günü 3 kız arkadaş çok sıkılır ve kız kıza bir şeyler yapmak isterler. Ne yapalım diye düşünürken akıllarına bir müzik grubu kurmak gelir. Evet arkadaşlar şaşırmayın, sonuçta kız kıza takılırken yapılacak en güzel şey müzik grubu kurmaktır. 

Şaka şaka, bu kızlar sıradan kızlar değil. Biz  sıkılınca müzik grubu falan kurmuyoruz. Bu kızlar duyguları uçlarda yaşayıp müziğe aktarabilenlerden. En sevdiklerimizden.

Kelly Olsen, Allegra Anka ve Augusta Koch bir sonbahar günü kurdukları gruplarına ‘Cayetana’ ismini veriyorlar. Philadelphia’lı grubun ilham aldıkları şeylere de çok şaşıracaksınız; kötü şakalar ve iyi saçlar…

İndie pop, punk ve indie rock türlerinde şaheserler veren bu kızların 2011’den bu yana 3 albümleri çıkmış. Bunlardan ilki 2012’de yayınladıkları ‘Demo’ isimli albüm. İkincisi 2014 Mart ayında yayınladıkları ‘Hot Dad Calendar’ ve hiç ara vermeden yine 2014’de Eylül ayında yayınladıkları ‘Nervous Like Me’.

Gelelim benim onlarla tanışma şarkıma. Size Dirty Laundry, Scott Get The Van I am Moving ve Hot Dad Calendar önerim olur. Ama tabii ki benim kulağıma birazcık daha güzel gelen şarkıyı aşağıya bırakıyorum ve iyi dinlemeler diyorum .

Twıtter: @CayetanaPhilly

KEŞFET

FLORRIE

10 Temmuz 2015 — yazar Merve Yıldız

florrie-1459253941.jpg

Birden fazla yeteneği olan insanlar beni hep heyecanlandırmıştır. Her birinde de başarılı olabildiyse idoller listeme almışım demektir. Şimdi tam olarak böyle birinden bahsedeceğim. Fotoğrafı gördüğünüzde onu model sanacaksınız belki, haklısınız da. Florrie bir model ama aynı zamanda bir besteci, özellikle davul olmak üzere birçok ensturman çalabiliyor ve üstelik solist.

Florrie 1988 İngiltere doğumlu. Babasının Beatles kayıtları ile büyümüş. Küçük yaşta müzikle uğraşmaya başlamış ve davula ilgisi de altı yaşındayken gittikleri bir Yunanistan tatilinde başlamış. Davuldan bahsetmişken Shot You Down klibi şiddetli tavsiyemdir. Bu klipte müthiş bir performans sergiliyor.

Solo kariyerine 2010 yılında başlayıp son zamanlarda modern pop ritimlerini ve elektronik müziği ile birleştirmiş Florrie. Şu ana kadar 4 EP’i  yayınladı. Bunların içinden en sevdiğim iki video klibini paylaşıyorum sizinle…

KEŞFET

WAKE OWL

18 Haziran 2015 — yazar Turan Mustafa

wake.jpg

Günümüzün popüler tarzı oldu, indie. Ben de size indie-pop müziği en tatlı şekilde icra eden bir grup takdim etmek istedim; Wake Owl. Kendileri Kanadalılar ve cool herifler. 2 kişilik bu grup ilk başta hobi gözüyle bakıyorlar ancak sonradan ilk EPlerini çıkartınca işin rengi değişiyor. Bu arada EPlerinin adı “Wild Country”.

İlk EP çıktıktan sonra grup Kanada’da ve Amerika’da konserler veriyor. Bu sırada EP’den “Gold” şarkısı birçoğunuzun bileceği Grey’s Anatomy dizisinin bir bölümünde yer alıyor. Şarkınızın Grey’s Anatomy gibi bir dizide yer alması da iyi bir avantaj tabi.

Bu olan bitenlerin ardından grup ilk albümleri “The Private World of Paradise”ı piyasaya sürüyor. Bu albümde müziklerinin tadını biraz değiştiren grup bence başarılı bir iş yapmış. Olayın içine deneyselliği katan elemanlar güzel bir çıktı almış diyebilirim. Müzikleri bence gayet herkese hitap edebilecek kalitede ve genişlikte. Sözler ve sesler ciddi bir şekilde kaliteli ve kulakta kalıcı olmuş.

Günümüzde müziğin minimal olması daha büyük bir başarı çünkü binlerce imkan var ve bunların arasından ideali seçip kullanmak daha zor olsa gerek. Bu arkadaşlar bence tam da bu dediğimi yapmış. Sade ve etkileyici olmuş sesler.

Lafı dolandırmadan sizi Wake Owl ile baş başa bırakmak istiyorum. Sizleri grubun “Candy” isimli şarkısıyla tatlandırmak istiyorum. İyi dinlemeler…

Twıtter: @wakeowl

KEŞFET

KAT FRANKIE

22 Nisan 2015 — yazar Merve Yıldız

kat-frankie.jpg

Soğuk bir kış gecesinde rast geldiğim bu inanılmaz duruluktaki ses içimi ısıtmıştı. Tüm gece “happy” şarkısını dinledikten sonraki gün tüm albümünü, bir sonraki gün diğer iki albümünü de tüketmeye başladım ve aylar sonra bugün hala doyabilmiş değilim. Şehirlerarası yolculuklarımda bana eşlik eden en huzur verici ses oluyor.

Sanırım onda en çok etkilendiğim şey de şarkıları ne kadar hissederek söylediği, her birini yaşıyor ve yaşatıyor olması. Özellikle sesi isyana dönüştüğündeki gerçekçilik oldukça etkileyiciydi bana kalırsa.  Mümkün olduğu kadar sözlerini çevirmeye, anlamaya çalışmanızı öneriyorum çünkü etkisinin artacağını biliyorum.

Frankie 8 Temmuz 1978 Sdney/Avusturalya doğumlu. Berlin’de yaşıyor. Öylesine minimal bir yaşamı var ki kendisi hakkında çok fazla bilgi edinmek mümkün olmuyor.

Yazdığı ve bestelediği parçalara bakıldığında indie pop ve indie rock türlerinde ele alıyoruz Kat Frankie’yi. Altı yaşında beste yapmaya başlamış ve üstelik gitar çalmayı kendisi öğrenmiş yani doğuştan müziğe yatkın olan Frankie’nin kariyeri 2007 yılında “Pocketknife” albümüyle başlıyor. Sonrasında 2010 yılında “The Dance of Stranger Heart” ve 2012’de “Please Dont Give Me What I Want” albümleri bizlerle kavuşuyor. Son olarak 2014 yılında  “Healer” isminde bir single çalışması var. Şimdilerde Berlin’de sahne alıyor.

Ben onun hem etkileyici hem minimal olan yaşamından ve tarzından söz ederken siz de bu tok ve güzel sesi dinliyor olmalısınız.

Twitter: @katfrankie

KEŞFET

THE AWAY DAYS

6 Şubat 2015 — yazar Gözde Solak

the.jpg

The Away Days, beni en çok şaşırtan gruptur kendisi.İlk olarak ‘Paris’ şarkısını dinledim.Çok sevdim ve diğer şarkılarına da baktım.Neden daha önce dinlememişim ki dedim içimden.Aradan uzun zaman geçtikten sonra bir blogda röportajlarına rastladım.Birde ne göreyim.Benim her gün şarkılarını dinleyip ne güzel grupmuş dediğim The Away Days halis mulis Türk bir grupmuş.

2012’de kurulan grubun albümü de pek taze.Bu işe canlı performanslarla ve internet üzerinden yayınladıkları şarkılarıyla başlamışlar.Newcomers Festival’de sahne alan ve Disco Kralı’nda canlı performans sergileyen grup yaptıkları müzik Türkiye’de henüz benimsenemediği için grubun adı The Away Days olsun istemişler.

İndie/dream pop türünde içlerinden geldiği gibi müzik yaptıkalarını söylüyorlar.Türkçe şarkı yapmam gibi bir çabalarının olmadığını istedikleri müziği bu şekilde ortaya çıkarabildiklerini,kendilerini İngilizce şarkılarla daha iyi ifade ettiklerini düşünüyorlar.

Sizi Türkiye’de az ratlanan, türünün en iyi ve en yeni örneklerinden olan The Away Days’in “Paris” şarkısıyla baş başa bırakıyorum.Kliplerinin de çok başarılı olduğunu düşündüğüm grubun ‘Your Colour’ ve ‘Galaxies’ şarkıları da şiddetle tavsiye edilir.

 

İyi dinlemeler…

TwItter: @theawaydays

KEŞFET

MOTHER MOTHER

22 Ocak 2015 — yazar Turan Mustafa

mother.jpg

Günün inişli çıkışlı ritminin içine eğlenceli bir hareket katmak için ideal soundu yaratmış Mother Mother. Art-pop denilen bu akımın içinde The Sticks albümüyle kendine harika bir yol çizmiş olan grup, farklı işler yapmak için doğduklarını önceki albümlerinde fazlasıyla kanıtlamış ve The Sticks albümüyle de bunun meyvesini bir güzel yemeye başlamış.

Kulağınızda dolu dolu, yoğun bir sound istiyorsanız Mother Mother kesinlikle tam size göre. Ayrıca farklı harmonik vokalleriyle içinizi titretecek seslere sahip vokallerimiz Mother Mother müziğine bambaşka bir tat katmış.

Mother Mother dinletinize yeni albümleri ‘Very Good Sad Thing’ yolda olmasına rağmen en güncel şarkılarından ziyade The Sticks albümünden ‘Bit By Bit’ şarkısıyla başlamanızı şiddetle tavsiye edeceğim için Bit By Bit, şimdi burada ve sizlerle…

Twitter: @mothermother

KEŞFET

BETTY WHO

12 Ocak 2015 — yazar Turan Mustafa

Betty-Who-960x715.jpg

Sydney doğumlu Jessica Anne Newham 2007’de Amerika’ya taşınmasıyla birlikte olayların içinde buluyor kendisini. 4 yaşından beri müzikle bir şekilde içli dışlı olmuş olan evinden uzak Newham, Amerika’da Berklee College of Music yıllarında tanıştığı Peter Thomas ile şarkı yazma çalışmalarına başlıyor.

İlk şarkısı “Somebody Loves You” ile güzel bir çıkış yakalayan Newham, sahne adıyla ‘Betty Who’ 2014 yılında yayınladığı albümü “Take Me When You Go” ile adından epey söz ettirecek gibi.

Ve şimdi Betty Who’ya kulak verelim.

TWITTER: @bettywho