main

KEŞFET

PAR’YA

18 Nisan 2018 — yazar Nejla Kübra Coşgun

PicsArt_02-26-09.41.13-1-1-960x587.jpg

Kendime itiraf etmekten kaçtığım, başarmak için çabalarken üstesinden gelemediğim şeyler aniden kapıda belirebiliyor bazen. Yüzleşmek ise alternatifler listeme dahil olamayacak kadar uzak bana her defasında. Daha da acıtacağını  bildiğimden yaklaşmam asla. Hiç bilmediğim bir sokakta, hiç tanımadığım insanlarla acıma tuz basacak şarkıların eşliğinde antin kuntin şeylere kafa yorarken bulurum kendimi genelde böyle durumlarda. Acayip zevk verir bu bana. İşte tam bu modlardayken kaçışımıza eşlik edecek bir gruptan bahsetmek, burada bulunma sebebim. Kendileri Par’ya. Ankara menşeili deneysel rock grubu. Kemerler takıldıysa, o halde dalmaya başlayabiliriz.

Yerli alternatif müziği gözden geçirdiğimizde özellikle son zamanlarda çok da of of!  tepkisi verip heyecanlanamıyoruz, ne yazık ki. Birbirini tekrarlayanların çoğalmasından kaynaklı olsa gerek. Ancak üzülmeye gerek yok deyip Par’ya ile yeşillenelim istiyorum az biraz. 2017 Mart ayında Olduğum Gibi EP’siyle tanıdığımız grup, kadro değişikliği ile karşımızda. Vokal ve gitarda Batu, bass’ta Canberk, davulda da Faik var bu defa. Nisan ayının ortasından 4 şarkılık EP’leri ile selam veriyorlar bize. Henüz dinlemek için bir adım atmadıysanız kapak fotoğrafını inceleyerek başlamanızı tavsiye ediyorum. İçerik hakkında ipuçları yakalamanız mümkün. Grup üyelerinin iç dünyasını sınırlı dahi de olsa buradan hissedebiliyorsunuz. Ardından parçalar birer birer çalmaya başlıyor kulağınızda ve  “Kayboluş” ile büyükler ligine doğru bi’ adım attıklarını net olarak görebiliyorsunuz.  Yerli alternatifle kıyaslama yapacak olursak katbekat yaratıcı ve özgün sounduyla çıkıyor karşımıza Par’ya. Kaçışların, kayboluşların, eşiklerin, biraz da özlemin kısa bir özeti olarak karşılıyor bizi bu EP. Dönüp duran sesler topyekûn bir hikayenin peşini kovalama peşinde hissiyatı veriyor dinleyiciye.

Albüm genel olarak hüzünlü bir tema barındırsa da “Tam anlamıyla karamsarlığa sürüklediği söylenemez” diye bir düşünceye giriyorum.  Çöl’de ki sözlerin derinliğine, harikulade bass performansına, vokal melodilerinin akışına karşı koymak oldukça zor. Ruhunuzda açılan o boşluk hislerine birebir geliyor sözler Mayıs’ta. Kayboluşu dinlerken özellikle ilk kısmı için söyleyebilirim ki; uzun zamandır bu kadar güçlü bir sound’a rastlamadığımı hissediyorum. Evrenin büyüklüğüne kıyasla çok küçük olan bir gezegende kaybolmak, her şeyden kaçmak hissiyatı veriyor dinleyiciye. EP’nin son parlayanı ise, hiç şüphesiz Kaleydoskoplar. Kalbinizde yumuşacık bir his bırakırken su gibi akıp kulaklarınızın pasını siliyor. Ritimleriyle arkada bir yerlerde size eşlik etmesini isteyeceğiniz türden bir tat bırakıyor kulaklarınızda. Paul McCartney’e en sevdiği Elvis şarkısı sorulduğunda, ‘Hangisini söylesem diğerlerine haksızlık olur’ cevabını veriyor. Kayboluş da öyle. Zira içerikteki her bir parça hissel tempoyu daima bir üst cepheye taşıdığından herhangi bir “bu daha favorim!’ ayrımına gidemiyorum.

Parçaların her birinin yıllanmış şarap tadı konumuna geleceğini düşünüyorum. En kısa zaman da playlist’inize ekleyip, bir yerlerde kaybolurken sindirerek dinlemeniz de tavsiyelerim arasında. Unutmadan, Par’ya‘nın 29 Nisan’da Ankara IF’te konseri var. Eğer oralardaysanız mutlaka dalıp canlı canlı tadına varın. Hep birlikte güzel Kayboluş‘lara.

                                                                                   INSTAGRAM : PAR’YA

KEŞFET

DORUK EREŞTER

10 Mayıs 2017 — yazar Nejla Kübra Coşgun

doruk-960x540.jpg

Tam mis gibi bahar havaları, çiçekler, böcekler, diye sevinirken yağmurlu bir şekilde bitirmeye yaklaşınca Mayıs’ı enerjimiz hoooop diye yerlere indi tabi. Ama olsun, yinede kapıda bizi bekleyen bir yaz var diyerek avunabiliyoruz en azından.

Bugün sizinle dinlemekten büyük keyif aldığım bir isimden bahsedeceğim. Uzun süredir YouTube üzerinde şarkılarını paylaştıktan sonra hızlıca bir albüm çıkaran 17 yaşında genç bir müzisyen, Doruk Ereşter. Yaklaşık 10 yaşından beri müziğin içinde olan Doruk, eline gitarı ilk aldığından bu yana hep bir şeyler karalamaya, duygularını kağıda dökmeye çalışanlardan. Şarkılarını dinlerken bir beş dakika kendinize zaman verip dinleyin, çünkü sözleri öyle geçiştirilecek türden değil, sır orda saklı. Üslup olarak bir yandan melankoli, aşık edebiyatı, diğer yandan latifeler, bir başka taraftanda gerçek üstü durumlar gibi farklı geçişler algılattırıyor şarkıların tamamı. Evet, Doruk’un yakın zamanlardada yayınladığı ‘Yokuş Yukarı Düşenler’ adlı ilk EP’sinden bahsediyorum tam olarak. 5 şarkıdan oluşan albüm kayıtlara başlamadan bir gün önce elde sadece şarkı sözü ve akorlarla aranje edilmiş olmasına rağmen oldukça ilgi çekici ve başarılı. Parçaların hepsinin söz ve müziği Doruk Ereşter’e ait. Elektrik ve akustik gitarda Oğuzalp Çim, bas gitarda Özkan Kırkan ve djijital orkestrasyon işlemlerini Onur Hunum ve albümün kapak tasarımı ise Özgür Kızıldağ imzalı, oldukça zengin bir albüm. Dinleyin, dinlettirin!

Albüme tüm müzik marketlerden ulaşabilirsiniz. Ayrıca sosyal medya hesaplarını da gözden kaçırmayın, konser haberleri sizi bekliyor. Şimdiden Doruk Ereşter’e müzik hayatında bol şans, sizlerede bol müzikli günler!

KEŞFET

RA RA RIOT

9 Ocak 2016 — yazar Merve Yıldız

rarariot-960x630.jpg

Etrafta çok fazla insan var. Cafelerde yer kalmamış, gideceğim filmin biletleri tükenmiş, mağazadaki kasa kuyruğunda biraz daha beklersem yere yığılacağım ve bir de işlerimiz var öyle değil mi? Sınavlarımız var, para kazanmamız gerekiyor, üstelik temizlik yapmayı, doğum günlerini ve ailemizi aramayı unutmuyoruzdur umarım…

Kendimize bir gün armağan edelim istiyorum, güzel fikir biliyorum, düşüncelerinizi duyar gibiyim. Şehirden uzaklaşalım diyorum, sorumluluklarımızdan ve kalabalıktan. Küçük bir yolculuk olsun ve bize RA RA RIOT eşlik etsin. Çünkü biraz salınmaya, biraz keyiflenmeye de ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Ra Ra Riot inanılmaz tatlı, yanaklarını mıncırmak  isteyeceğiniz türden bir grup. Çello, keman, gitar gibi çeşitli enstrümanlar çalan beş kişilik bir birliktelik.

Grup ilk olarak 2006 yılında üniversite kampüslerinde, evlerde ve mekanlarda çalmaya başlamış. Sonrasında müzik şirketlerinin de dikkatini çekebilmek için enerjik canlı şovlarını bantlara çekmeye başlamışlar ve Şubat 2006 tarihinde bir demo kaydetmişler. Bunun üzerine bir müzik sitesi “uzun zamandır duyduğum en iyi genç gruplardan biri” başlığıyla paylaşımda bulunmuş ve orada da birçok olumlu yorum almışlar. Amerika ve İngiltereyi gezip radio programları ve festivallerde yer almışlar.

Şu ana kadar ki albümleri; The Rhumb Line (2008), The Orchard (2010), Beta Love (2013), Need Your Light (2016)

Özgür hissettiren bir tınıları var sanki. Hayalini kurduğumuz yolculuk için var olmuşlar gibi. Size önünüzdeki ilk özgür gün için yolculuk ve müzik önerilerim bu kadardı şimdilik. Daha sonra tekrar görüşmek üzere.

KEŞFET

NADINE SHAH

23 Aralık 2015 — yazar Merve Yıldız

nadine-shah-header-01-960x640.jpg

Enerjimizi yılbaşı gecesine saklayalım ve biraz durağanlaşalım istiyorum şimdilik.  Yeni bir yıla girmeden önce biraz düşünmeye, bir şeyleri tartmaya ihtiyacımız olduğuna inanıyorum, sonrasında yılbaşı gecesi dilediğimiz kadar dans edebilir ve eğlenebiliriz. Önce; yeni kararlar alabilme yolunda, bu korkunç soğukluktaki günlerde, sıcak bir şeyler eşliğinde Nadine Shah dinleyelim.

Nadine Shah; İngiliz şarkıcı, söz yazarı ve müzisyen. Babasından yana bir Pakistan geçmişi de olan Nadine İngiltere’de doğmuş ve büyümüş. Mental sağlığa ve düşünceye önem ve öncelik vermiş her zaman ve sosyal yaraları irdelemiş. Bu sebeple de ilk albümü trajik olayların etkili olduğu bir çalışma olmuş.

İlk olarak 2012 yılında bir Aching Bones adında bir EP çıkarıyor, sonrasında 2013 yılında Deary Town adında bir EP ve Love Your Dum and Mod adında tam bir albüm geliyor. Son olarak ise 2015 Nisan ayında Fast Food albümüyle buluşuyoruz.

Birçok yardım derneğinde gönüllü olarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Nadine bahsettiğim gibi sosyal ve mental yaralar üzerine çok duruyor. Şarkıların sözlerinde, yapılan röportajlarda bipolar bozukuk rahatsızlığına sahip erkek arkadaşının intiharı, babasının müslüman oluşu sebebiyle yaşadağı ırkçılık problemleri gibi yaşamında büyük etkiler bırakmış olayların izlerini görmek zor değil. Bunlarla savaşıyor, ve güçleniyor.

Ses tonundaki durağanlığa rağmen bağırıyor, isyan ediyor ya da çırpınıyormuş gibi bir etki bırakıyor üzerimde. Koskocaman bir yıl boyunca yapılan, yaptığım yanlışları yüzüme vuruyor ve kendine gel diyor sanki. Beni sakinleştirdiği gibi aynı zamanda harekete geçiriyor. Sizde de benzer etkileri bırakacağına eminim. En sevdiğim şarkısı ile tanımanız için, buyursunlar…

KEŞFET

UNKNOWN MORTAL ORCHESTRA

29 Ekim 2015 — yazar Turan Mustafa

20-unknown-mortal-orchestra.w1200.h630-960x504.jpg

Şimdi hakkında bir şeyler yazacağım grup hakkında öncelike bir uyarı yapmak istiyorum; çok havalılar dikkatli olun! Aranızda mutlaka tanıyanlar vardır, bu uyarımın farkında olanlar da vardır ancak bilmeyenler için; UMO, yani uzun uzun Unknown Mortal Orchestra, 2010 yılında biraz da rastlantısal olarak kurulan bir grup ve bir hikayesi var. Grubumuzun vokali Ruban Nielson, bir gün bandcamp hesabına “Ffunny Ffrends” isimli bir parça yükler ancak ne kendinden ne de şarkıyı yapanlardan edenlerden bahseder. Şarkı çok beğenilir ancak ortalıkta şarkını sahibi yoktur. O yıllarda insanlar deli gibi şarkıyı dinler ancak isimlerini bilmedikleri için şarkının sahiplerine Unknown Mortal Orchestra ismini yakıştırırlar ve hikaye başlar. 

2011 yılında çalışmalara hızla devam eden grup hemen ilk albümlerini yayınlarlar ve tabiki bu büyük bir başarı olur. İlk albüm ödüller alır, hatta vokalimiz de ödül alır. Bu arada ilk albüme kendi isimlerini veren grup sizin de anlayacağınız gibi hızlı bir başlangıç yapar ve hiç hız kaybetmeden ikinci albümlerini yayınlarlar. 2013 yılında “II” ismini verdikleri albümlerinin yayınlayan grup, bu albümle de Yeni Zellanda’daki birçok ödülü toplar ve ardından hemen bir turne yapıştırırlar. Bu arada grubun Yeni Zellanda’lı olduğunu da söylemiş oldum. UMO birçok yerden övgüler alarak yoluna devam eder ve düzenlediği turnelerle de birçok yeni hayrana ulaşırlar. Bütün dünyayı şarkılarıyla gezmekten dönen grup oturup üçüncü albümü de yapar ve adını da Multi-Love koyup albümü 2015 yılında yayınlar.

Size kısaca UMO’nun hikayesinden bahsettim ve sıra geldi bu adamların ne çaldığına ve nasıl çaldığına. Unknown Mortal Orchestra’nın müziğinin çekici tarafı şarkılarıyla bize hikayeler anlatıyor olması. Her şarkı ve hatta her video klip bir hikaye. İşin vurucu tarafı ise tamamen sakin ve yumuşak sesler. Vokalimizin sesi zaten adeta bir pamuk kıvamında ki bu da kulakları hiç yormuyor. Size yapacağı etkiyi şöyle anlatabilirim; UMO dinlerken farketmeden kafanızı salladığınızı, elinizin kolunuzun durmadığını farkedeceksiniz. Ritimler tam olarak mutlu dans ritimleri. Günlük hayatınız bir film olsa UMO’nun şarkıları, mutlu haberleri aldığınız dakikaların fon müziği olurdu. Zaten bir doz Multi-Love aldığınızda mutlu olmamanıza imkan yok. Aslında çok bunaldığınızda da açıp bir miktar OMU dinleyebilirsiniz. Mutlu eder.

Satırlarıma son verirken güzel de bir haber vereyim. Unknown Mortal Orchestra 16 Kasım’da Salon İKSV’de. Yani UMO hissini, gidip canlı canlı da yaşayabilirsiniz. Öncesinde de aşağıya bırakacağım UMO parçalarıyla 16 Kasım gecesine hazırlık yapabilirsiniz. Şimdiden size UMO ile mutluluklar diliyorum. Mutlu kalın…

KEŞFET

CAYETANA

23 Temmuz 2015 — yazar Gözde Solak

cayetana-960x640.jpg

Bir sonbahar günü 3 kız arkadaş çok sıkılır ve kız kıza bir şeyler yapmak isterler. Ne yapalım diye düşünürken akıllarına bir müzik grubu kurmak gelir. Evet arkadaşlar şaşırmayın, sonuçta kız kıza takılırken yapılacak en güzel şey müzik grubu kurmaktır. 

Şaka şaka, bu kızlar sıradan kızlar değil. Biz  sıkılınca müzik grubu falan kurmuyoruz. Bu kızlar duyguları uçlarda yaşayıp müziğe aktarabilenlerden. En sevdiklerimizden.

Kelly Olsen, Allegra Anka ve Augusta Koch bir sonbahar günü kurdukları gruplarına ‘Cayetana’ ismini veriyorlar. Philadelphia’lı grubun ilham aldıkları şeylere de çok şaşıracaksınız; kötü şakalar ve iyi saçlar…

İndie pop, punk ve indie rock türlerinde şaheserler veren bu kızların 2011’den bu yana 3 albümleri çıkmış. Bunlardan ilki 2012’de yayınladıkları ‘Demo’ isimli albüm. İkincisi 2014 Mart ayında yayınladıkları ‘Hot Dad Calendar’ ve hiç ara vermeden yine 2014’de Eylül ayında yayınladıkları ‘Nervous Like Me’.

Gelelim benim onlarla tanışma şarkıma. Size Dirty Laundry, Scott Get The Van I am Moving ve Hot Dad Calendar önerim olur. Ama tabii ki benim kulağıma birazcık daha güzel gelen şarkıyı aşağıya bırakıyorum ve iyi dinlemeler diyorum .

Twıtter: @CayetanaPhilly

KEŞFET

SHARON VAN ETTEN

21 Temmuz 2015 — yazar Merve Yıldız

SVE_Newport_2012.jpg

Sharon Van Etten’ı tanımamın garip, hüzünlü bir hikayesi var tabi ama bunu bireysel bloğumda yazabilirim ancak. Size şimdi onun müzikal kariyerinden ve belki biraz karakterinden bahsedeceğim.

Sharon Van Etten otuz dört yaşında Amerikalı bir müzisyen ve söz yazarı. Kariyerine çok geç başlıyor Sharon çünkü üniversite döneminde aşık olduğu adam onu desteklemek yerine engelliyor, yeterince iyi olmadığını söyleyip gitarını kırıyor ve ailesiyle görüştürmüyor. Sharon bu zulmü beş yıl çektikten sonra ailesinin yanına dönüp hayatına yeniden devam ediyor ve daha sonra yirmi dört yaşında New York’a taşınıp hayallerini gerçekleştirmeye başlıyor.

İlk albümü Because I Was In Love (2009), yalnızca onun sesi ve klasik gitarının olduğu tüm yaşadıklarının ardından duygu yüklü bir albüm. Sonrasında Epic (2010) başka ensturmanlarında yer aldığı daha grup havasında bir albüm oluyor. Tüm albümlerinde farklı bir etki var, son albümü Are We There ise artık eski sevgilisinin yaşattıklarından ve diğer tüm sıkıntılarından arınmış, yeni hayallerinin izlerinde bir albüm.

Uzun zamandır birlikte çalıştığı bir ekiple turnelere çıkıyor. 2012 yılında İstanbul’da da sahne almışlardı, malesef ki henüz keşfetmemiştim kendisini. Sharon karşısında oturup dertleşebileceğiniz “bizden” biri gibi. Bir sanatçıda kendimizi bulmamız her zaman mümkün değildir. Son olarak hayranı olduğu stand-up sanatçısı Tig Notaro’nun hayat hikayesinin anlatıldığı bir filmin kapanış kısmı için Words şarkısını besteledi.

KEŞFET

FLORRIE

10 Temmuz 2015 — yazar Merve Yıldız

florrie-1459253941.jpg

Birden fazla yeteneği olan insanlar beni hep heyecanlandırmıştır. Her birinde de başarılı olabildiyse idoller listeme almışım demektir. Şimdi tam olarak böyle birinden bahsedeceğim. Fotoğrafı gördüğünüzde onu model sanacaksınız belki, haklısınız da. Florrie bir model ama aynı zamanda bir besteci, özellikle davul olmak üzere birçok ensturman çalabiliyor ve üstelik solist.

Florrie 1988 İngiltere doğumlu. Babasının Beatles kayıtları ile büyümüş. Küçük yaşta müzikle uğraşmaya başlamış ve davula ilgisi de altı yaşındayken gittikleri bir Yunanistan tatilinde başlamış. Davuldan bahsetmişken Shot You Down klibi şiddetli tavsiyemdir. Bu klipte müthiş bir performans sergiliyor.

Solo kariyerine 2010 yılında başlayıp son zamanlarda modern pop ritimlerini ve elektronik müziği ile birleştirmiş Florrie. Şu ana kadar 4 EP’i  yayınladı. Bunların içinden en sevdiğim iki video klibini paylaşıyorum sizinle…

KEŞFET

SUNSET SONS

1 Temmuz 2015 — yazar Merve Yıldız

sunset-sons-960x641.jpg

Sunset Sons diye diye başınızın etini yemek istiyorum arkadaşlar. Çünkü se vi yo rum. Başımı öne arkaya sallayıp “ı am the only one, she want” söyleyerek ses kirliliğine sebep oluyorum evde sürekli, kulaklığımdan duyduğum kalitenin aksine, ama olsun.

Harikulade soundları ve vokal Rory Wlliams’ın sesi ve kendine özgü çıkardığı sesler grubu diğerlerinden ayırmış. Salaş takılmaları ve doğallıkları onları daha da samimi kılmış.

İşinizi gücünüzü, her şeyi geride bırakıp tatile gittiğinizi hayal edelim. İşte tam olarak o tatil yolculuğunda arabada giderken son ses dinleyebileceğimiz bir grup Sunset Sons. Valizlerinizi yerleştirip bahçede bir yorgunluk yemeği hazırlarken hala dinliyor olacaksınız.

No Bad Days sayesinde yükseldiler, yani içinde Mecidine ve Remember gibi parçaları barındıran o albüm. Bu demek oluyor ki benim için She Wants parçasını tükettikten hemen sonra No Bad Days albümüne sarılabilirsiniz.

KEŞFET

KAT VINTER

8 Haziran 2015 — yazar Merve Yıldız

kat-vinter-960x639.jpg

Sanırım Almanya artık benim için bir şeyler ifade etmeye başlıyor. Üst üste tanıyıp sevdiğim kaçıncı müzisyeni barındırıyor sınırlarında… Kendime hayran olabileceğim yeni birini buldum.  Huzurunuza Kat Vinter’ı sunacağım.

Kat Vinter 2012 yılında Berlin’de ortaya çıkmaya başladı. Avusturalyalı göçmen bir müzisyen. Bazen yerel müzisyenlerle çalışmış bazen de dumanaltı barlarda köşesine çekilip söz yazarmış. Bir gün Alman bir beat uzmanı Hannes Büscher’le tanışmış. Hip-hop ritimlerini, yerel davulları ve synths vokallerin harmanı bir müzik yapıyomuş. Sonra tekrardan bir solo müzisyen olarak doğmuş.

Tüm kliplerini tek tek izledim, kaliteli bir sanatçı. Güzelliğinden bahsetmeyeceğim fark edeceksiniz. Size birkaç parçasını önereceğim, mutlaka izleyin ve dinleyin istiyorum.

Sooner Or Later, One Way Mirror, dinleyenlerin aklına ilk Stonheart şarkısı gelir ama beni kendine olarak Downtime ile tav etmişti.

KEŞFET

THE PEACH KINGS

18 Mayıs 2015 — yazar Turan Mustafa

the-peach.jpg

Biraz rock’n roll olmazsa hayat geçer mi? Geçmez tabiki…

Bir grubu ya da şarkıyı ya da herhangi bir müzik zımbırtısını dinlerken en en en ama en çok önem verdiğim şeydir; sound. Şimdi sizlerin önüne sereceğim grup da sound anlamında geçekten bana göre başarılı ve farklı şeyler ortaya koyabilmiş bir grup; The Peach Kings. İsimleri de beni bir hayli etkilemiş olan grup set gitar riffleri üzerinden ilerliyor diyebilirim ama bu riffler sert olmasının yanında o kadar oynak ki yaptıkları müzik bi yandan da dans edilebilir bir müzik bence.

The Peach King müziğini biraz tarif etmem gerekirse güneşin altında, öğleden sonra çok da kalabalık olmayan bir konserde dans etmek gibi. Dinlerken çok yorulmuyorsunuz ama gerçekten hareketleniyorsunuz. Ne yazık ki Türkiye’de bu tarz müziği pek barındamıyoruz ama The Peach Kings ile bu ihtiyacımızı giderebiliriz.

Tarz olarak bana biraz The White Stripes biraz da Jack White’ın solo çalışmalarını anımsatsa da bence gayet kendileri de olabilmişler. Grup beni ‘Handsome Moves’ vurdu ama bunun yanında ‘Trip Wop’ ve ‘Mojo Thunder’ adlarında iki tane EPleri var. Ayrıca yeni albümleri de 2015’te gelecekmiş, haber bekliyoruz.

Bu arada grubun şarkıları bu yıl ülkemizde patlama yaşayan ‘Shameless’ dizisine de birçok kez konuk olmuş. Shameless hayranlarına tanıdık gelebilir yani bu tınılar.

The Peach Kings’i ben daha çok canlı performanslarıyla beğendim. Canlı performans soundu bana daha hoş geldiğinden olabilir bu ama bilmiyorum güzeldi yani. Bu yüzden şimdi sizinle grubun iki şarkısını paylaşacağım. Bu şarkılardan ikisi de Handsome Moves albümünden olacak ve bir tanesi kendilerinin Jam in The Van performansı olacak. Şunu emin bir şekilde söyleyebilirim ki The Peach Kings playlistlerinizde yerini almaya hazır. Siz hazır mısınız?

Twıtter: @thepeachkings

 

KEŞFET

SONDRE LERCHE

11 Mart 2015 — yazar Gözde Solak

sondre-960x640.jpg

Sondre Lerche; dinlerken yerinizde duramayacağınız ”Bad Law” şarkısının sahibi kendisi. Benim için Sondre Lerche’den önce ‘Bad Law’ gelir, o derece güzel ve bağımlılık yapan bir şarkı. Özellikle keyifli ve mutlu anlarda aşırı doz alabilirsiniz,iyi gelir.

Norveçli şarkıcıyı ‘Bad Law’ şarkısıyla sevdim. Sonra biraz detaya indim ve küçük bir araştırma yaptım. Kendisi 8 yaşından beri gitar çalan, 7 albümü olan, 1980’lerin pop müziğinden etkilenmiş, 32 yaşında  genç ve gayet başarılı bir müzisyen. 8 yaşında gitar çalmaya başlayan birinin 14 yaşında ilk şarkısını yazmasına şaşırmazsınız herhalde.

Ablasının çalıştığı kulüpte çalarken bir prodüktör tarafından keşfedilen Norveçli sanatçı asıl ününü 2000’lerin başında ilk albümü olan ‘Faces Down’ ile yakalamış.

Tek başarısı albümleri değil elbete. Bir de ”Dan in Real Life” filmi için yaptığı müziklerle tüm beğenileri toplayıp filmin ufak bir sahnesinde oynamayı da ihmal etmemiş.

Pop/Indie Rock/Caz16 türlerinde nadide eserler vermeye devam eden Sondre Lerche’in  Legends ve Sendimentalist şarkılarını da dinleyin mutlaka. Ama önce ‘Bad Law’…